Sahabe-i Kiram Hakkında Müslümanların Sahih İtikadı Nasıl Olmalıdır.Osmanlı Ulema ve Hulefasından Ömer Nasuhi Bilmenin Bu Değerli Eserini Okumak İçin Tıklayınız.

Başörtüsü, Zihnî Mağlubiyetimizin Üzerini de Örter mi !?

Yayınlanma Manşet

BURAK ERTÜRK 

‘Demokratikleşme paketi’nden başörtüsüne özgürlük çıkması, doğal olarak müsbet manada geniş bir yankı uyandırdı.

Çok eskiye gitmeye gerek yok; daha onbeş sene önce gözlerimiz, jakoben azınlığın mütehakkim tavırlarına, ikna odalarına, İslâm’ın şeâirine yönelik tahkir kampanyalarına tanıklık etmişti. Bu meş’um rüzgârın ardından, özellikle sürecin direkt mağdurlarının ve meselenin ızdırabını derinden hissetmiş diğer çevrelerin, bu yeni düzenlemeden duydukları memnuniyeti doğal karşılamak gerekiyor.

Biz de bu bariz haksızlığın giderilmesinden mutluluk duyuyoruz.

Fakat madalyonun bir de öbür yüzü var. Başörtüsü konusunda meydana gelen rahatlamaya sevinelim sevinmesine ama meseleye biraz daha derinlemesine nüfuz etmeye çalışmakta yarar var.

Mütedeyyin kesimin bu düzenlemeye ‘mutlak bir zafer’ olarak bakmasına engel teşkil edecek câri içtimâî tablodan söz ediyorum. Başörtüsüne özgürlük getiren sürecin izlerini takip ettiğimizde, aynı sürecin müslümanca yaşama hassasiyetini törpüleyen bir rüzgâr estirdiğine de şahit oluyoruz.

28 Şubat mantığında ifadesini bulan zulümden müslümanlar acaba nasıl ‘dersler’ çıkardılar!? Çıkardığımız ders bizi, İslâmî kimliğimize daha kararlı bir şekilde sahip çıkmaya mı, yoksa bu kimliğe yön veren sabitelerde ısrarcı olmanın gereksiz gerginliklere yol açtığı vehmiyle orta yolu bularak itiraz edilen akışla yol arkadaşlığı yapmaya mı sevk etti?

Hakkaniyetli ve objektif bir nazarla baktığımızda, sonu başörtüsü serbestisine ulaşan bu uzun yolun kıvrımlarında, müslümanlığımızı aşındıran ‘gelişmeler’le yüzleşiyoruz.

Mesela, kayda değer sayıda müslümanın uzlaşma türküleri söylediği bu vetirede, başı örtme serbestliğinin temini, sözgelimi kadınların toplum/kamu içinde gitgide daha görünür bir figür olarak arz-ı endam etmelerindeki sakıncayı gündemimizden düşürmüş görünüyor.

Eskiden, “mütedeyyin hanımların sosyal hayatta iyiden iyiye görünür hale gelmelerinin ne ölçüde İslâmî olduğu” müzakere edilirdi. Bugün ise “Demek bu gerçekten de ‘eskidenmiş’” dediğimiz günleri idrak ediyoruz. “Başımızı örtmemize engel olunmasın; biz bu döngüye dâhil olmakta bir beis görmüyoruz” mantığının iyiden iyiye popülerlik kazandığı bir zihin ikliminden söz ediyorum.

Tesettürün içinin boşaldığı, ihtilâtın artık sakınca doğuran bir olgu olarak görülmemeye başlandığı, İslâmî şuurun belli ritüelleri yerine getirmekten ibaret olduğunun düşünüldüğü bir vasatın kutlamasını yapıyoruz!

Sembolik önemi bir hayli yüksek olan başörtüsü, başlarla beraber, kendisinden daha kritik, can alıcı bilinç problemlerimizin de üzerini örtüyor olmasın!?

Veya şöyle soralım:

Kaşıkla başörtüsünü verip, kepçeyle İslâmî şuurumuzu almalarından endişe etmeyi komploculuk olarak görmeli miyiz?

http://www.muratturker.net/basortusu-zihni-maglubiyetimizin-uzerini-de-orter-mi.htm