Sahabe-i Kiram Hakkında Müslümanların Sahih İtikadı Nasıl Olmalıdır.Osmanlı Ulema ve Hulefasından Ömer Nasuhi Bilmenin Bu Değerli Eserini Okumak İçin Tıklayınız.

Ölülerden yardım istemek, Sadece senden yardım dileriz âyetiyle çelişir mi?

Yayınlanma Manşet

* İddia kısmı günümüz bidat ehlinden abdulaziz bayındıra aittir.cevap kısmı ise hüseyin avni hocaefendiye aittir.

Mürîd: Bunun nesine karşı çıkıyorsun. Kabir ehlinden yardım istemek demek onlardan ibret almak demektir.

İddiâ: Öyleyse neden kabir ehlinden ibret alın, denmiyor da onlardan yardım isteyin deniyor. Hadîs diye uydurulmuş sözün Arapça’sında “Festeînu” إستعينوا istiânede bulunun, yani yardım isteyin ifadesi geçer. Halbuki fatiha sûresinde “yalnız senden istaianede bulunuruz” anlamında “İyyâke nestaîn” إياك نستعين âyeti vardır. Bu âyet, yardımı bir tek yerden yani yalnız Allahtan dilememiz gerektiğini ifade eder. O zaman yukarıdaki bu sözle bu âyet çelişmiyor mu?

Fatihayı her namazda okuyup bu anlamı hep zihnimizde diri tutmamızın bir anlamı yok mudur?

Yukarıdaki sözü Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e mal edenlerin yanında yer almak size ağır gelmiyor mu? Hiç düşünmez misiniz, temel görevi, Kur'ân’ı anlatmak olan Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Kur'ân’(a) aykırı bir sözü olabilir mi? Sonra bu sözü Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’den duyan yok. Onunla birlikte ya da ondan sonra yaşayanlardan böyle bir sözü söylemiş olan yok. Bunu nakletmiş sahîh bir hadîs kitâbı da yok.Bunların hiçbiri yok.

Bunu size duyuralı çok oldu ama bu konuda sizde bir şey getirmediniz. Çünkü olmayan şey getirilemez.

Mürîd: Aclûnî’nin Keşf’ül- Hafa adlı kitâbında var ya. Onun kitâbında olması bizim için yeterlidir. Aclûnî büyük bir hadîs âlimidir. O da İbn-i Kemal’in el-Erbain’inden almış.

İddiâ:Aclûnî bu eserini halk arasında hadîs diye bilinen sözlerin doğrusu ile asılsız olanını ortaya koymak için yazmıştır. Bu sebeble kitâbta çok sayıda uydurma hadîs vardır. Aclûnî kitâbının başında Hâfız ibn-i Hacer’in şu sözünü naklediyor: “Aslı olmayan hadîsi kim nakletmişse Buhârî’nin Sülasiyyatında rivâyet ettiği, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in şu sözünün kapsamına girer: “Kim benden söylemediğim bir şeyi naklederse cehennemde oturacağı yere hazırlansın.”

Sonra alfabetik olarak hazırladığı kitâbında hadîslerin kaynaklarını veriyor. Ama bu sözle ilgili olarak: “İbn-i Kemal Paşa’nın el-Erbain’inde böyle geçmiştir.” İfadesini kullanıyor. İbn-i Kemal Paşa’nın bu eserine baktığımızda da hadîs diye diye söylediği o söz için hiçbir kaynak göstermediğini görüyoruz. Bu sebeple aslı astarı olmayan bu sözü hadîs diye nakledenlerin “Cehennemde oturacakları yere hazırlanmaları” gerekir. (sh:11-12)

Cevâb:

Bir: Ölülerden yardım istemek, Sadece senden yardım dileriz[12] âyetiyle çelişir, diyorsunuz. Biz de süâl ederiz ki; tenâkuz/çelişki nedir, nasıl olur? Mantık ilminde çelişkinin ne demek olduğunu bilmem biliyor musunuz? Bu iddiânız kasıdlı ve inâdî bir iddiâ değilse, demek ki bilmiyorsunuz. O hâlde iş kötü...

Aksi hâlde daha da kötü. Mevlâ hidâyet versin. Şâyet bilmiyorsanız hiç değilse bir Türkçe mantık kitâbına müracaat ediniz. Orada göreceksiniz ki çelişkinin gerçekleşmesi için bir çok şartı vardır. O şartların tamamı veya bir kısmı buradaki iki kadıyyede mevcûd değildir. O hâlde ortada çelişki olamaz. Çelişki iddiâsını âyetin ma'nâsını mutlak kabûl ederek ileri sürüyorsanız, yani âyetteki yardım istemeyi her türlü yardıma şamil kabûl ediyorsanız, işiniz zor...

Zîrâ, kendiniz de dahil (sebeb olarak) kullardan yardım isteyen herkesi tekfîr etmiş oluyorsunuz. O hâlde, sadece ölülerden değil dirilerden de herhangi bir basît yardım istemek bile âyet ile çelişir. Hayâtınızda birilerinden mutlaka yardım istemişsinizdir.

İki: Eğer, basît dünyevi ihtiyacları istemek âyetin umûmundan hâricdir, diyorsanız, âyetin mutlak veya umûmî olmadığını söylemiş oluyorsunuz. Yani, âyetten her nevi yardım istemek kastedilmiyor demek istiyorsunuz. Öyleyse, âyeti sınırlamaktaki ölçünüz nedir? Bu sınırlandırıcı nedir? Aklınız ve nefsiniz ise, onlar sizin olsun. Zîrâ onlar bizim işimize, hatta hiç kimsenin işine yaramaz beş para etmez metâ’lardır.

Haydi siz bana kuvvetle yardım ediniz,[13] ve İyilik ve takvada yardımlaşınız”[14] âyetleri ve benzeri âyetler bir de bunların ma'nâları doğrultusundaki hadîsler, sadece senden yardım dileriz âyetinin mutlak olmadığını gösteriyor, değil mi?

Üç: Bu tür yardımlar beşerin gücü dâhilindeki yardımlardır diyorsanız ve beşerde Allah celle celâlühû’dan müstakil güç, kudret ve îcâd kabiliyeti görüyorsanız, bu, şimdilerde hortlatılmaya çalışılan ve necâsetinde boncuk aranılan sapık Mu’tezile’nin görüşünden başka bir şey değildir.

Abdullah İbnü Mes’ûd anlatıyor: Bir gün Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanındaydım ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh dedim. O, biliyor musun onun tefsîri nedir? buyurdu. Allah celle celâlühû ve Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem en iyi bilir, dedim. Günâh işlememek ancak Allahın korumasıyladır; Allah’a tâat da ancak Allâh’ın yardımıyladır; Cibrîl bunu bana işte böyle haber verdi, buyurdu.[15]

Biz de bu ma’nâda, lâ havle vela kuvvete illa billah diyoruz. Yani, Allah güç vermedikçe hiçbir kimsede en küçük bir güç bile yoktur, o bâsît yardımlar bile hakîkatte Allah’tandır; kullar onlara sebeblerdir, diyoruz..

Dört: Ölülerden, vesîle olarak büyük yardım istemek mi şirke daha çok yakışıyor, dirilerden müstakil, onlara ait, hakîkî olarak küçük bâsît yardımı istemek mi? Bir düşününüz. Şirk ile suçladıklarınız, basît dünyevî yardımları hakîkî ma'nâda kullardan istemeyi de âyete ters görüp tevhide zıt kabûl ediyorlar. Ya siz?!..

Beş: İbnü Hacer el-Askalânî’nin, Fethu’l-Bârî’de zikredip isnâdının sahîh olduğunu söylediği, İbnü Ebî Şeybe ve Beyhekî’nin rivâyet ettiği, Sahabî'nin şu yaptığına insafla bakınız: Bilâl İbnü Hâris radıyallahu anh, Hz. Ömer radıyallahu anhu’nun zamanındaki bir kıtlıkta, Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’in kabrine giderek, (Ya Resûlellah sallallâhu aleyhi ve sellem Ümmet'in için Allah celle celâlühû’dan yağmur iste zîrâ onlar helak oldular)[16] dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kabrinde olduğu hâlde, ondan bir şey istedi, yardım istedi. Bu istemeyi ne kendisi, ne Hz. Ömer radıyallahu anhu, ne diğer Ashâb radıyallahu anhum ve Hadîs İmâmları, ne müfessirler, ne akâid âlimleri ne açık ne de kapalı âyete ters görmediler ve şirk ameli kabûl etmediler.

Altı: İmâm Zehebî’nin, Şeyhü’l-İslâm lâkabı ile andığı, İmâm, Muhaddis ve Müctehid Sübkî şöyle diyor: “Bil ki Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’i Allah celle celâlühû’ya aracı yapmak, ondan yardım istemek ve onu şefaatçı yapmak câizdir ve güzeldir. Bunun câiz ve güzel oluşu, dini olan herkes için. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ve Resûller aleyhimusselâm'ın işlerinden Selef-i sâlihîn, İslâm âlimleri ve sıradan Müslümanların hayât tarzlarından bilinen işlerdendir. Bunu dîni olan hiç kimse inkâr etmemiştir. Ve bu inkâr hiçbir zaman işitilmemiştir. Nihâyet İbnü Teymiyye geldi bu husûsta öyle sözler söyledi ki, o sözler içerisinde (bocalayan) zayıf, câhil ve ğafil kimseler mes'eleyi iyice karıştırdı.”[17]

İmâm Sübkî zamanının kendini bilmezlerini ne de güzel anlatıyor, değil mi? Üstelik onun zayıf, câhil ve ğâfil dedikleri zamânımızın müctehidlerinin kılavuzları... Varın siz hesab edin gerisini…

Evet, kerâmet sâhibi büyüklerden sebeb olma yoluyla, ölüyken de yardım istenebîlir. Onlar da kerâmet yoluyla Allah celle celâlühû’nun yardımına vesîle olabilirler. O yardım gerçekte Mevlâdan, vesîle alâkasıyla mecâz olarak o velîden gelmiş olur ve bu âyetle de çelişmez. Ancak, değil bu yardım isteme, en basît dünyevi yardım isteme bile, hakîkaten Allah celle celâlühû’dan başkasından istenir ve meşrû' görülürse işte bu yardım isteme âyet ile çelişir. Yani dünyevî basît küçük yardımların diri kullardan istenmesi ile (bu mecâzî değilse) âyetin hükmü çiğnenmiş olur.

Yedi: Evet, Aclûnî, Keşf’inde bir çok hadîs diye bilinip de başkalarına âid sözleri, nice uydurma, birçok uydurma olduğu iddiâ edilen ama hakîkatte uydurma olmayan ve nice sahîh rivâyetleri getirmiştir. Ancak orada getirdiği şu rivâyet için sâbit olmadığına dâir yaptığı nakillerin yanında İbnü Kemâl Paşâ’nın da sözlerini aktarması ve onlara i’tirâz etmemesi hiç mi bir şey ifâde etmiyor? Şu sözle alâkalı olarak sarfettiği ifâdeler, esâsen Fahruddîn er-Râzî’den nakledilmiştir. İyi bilemem ama, zirveye varan büyük bir Fıkıh ve Usûl-i Fıkıh âlimi olan İbnü Kemâl Paşâ’ya cehennemden ayırdığınız o arsa size tahsîs edilmiş de olabilir.

Sekiz: Buhârî’nin Sülâsiya-tında... şeklindeki tercümemiz ibretlik bir tercüme. Zîrâ büyük harfle (S) yazdığınıza göre Sülâsiyyât’ı -eğer ortada bir matbaa hatâsı yoksa- kitâb zannettiğiniz anlaşılıyor. Oysa, onun Sülâsiyyât isimli bir kitâbı yoktur. Sülâsiyyât'ı demek, (O’na göre âlî isnâd olan) üç râvili rivâyetler demektir ki, bunlardan Sahîh’inde sâdece yirmi iki tâne vardır.[18] Değil âlimlerin, yeni talebelerin bile bilebilecekleri şu husûsun bile farkında değilken boyunuzdan büyük mes’elelerde gelişi güzel ahkâm kesiyorsununuz. Sizin şu hâlinize bakarak diyoruz ki; Allah celle celâlühû Bekrî Mustafaya rahmet eylesin; haddini bilen biriydi…

İktibas: Kuyudan Çıkartılan Taşlar -2 

Dipnotlar : 

[12] Fatiha:4

[13] Kehf:95

[14] Mâide:2

[15] [Ebû Ya’lâ, İbnü Mes’ûd radıyallâhu anhu’dan. Zayıf bir senedle.], El-Metâlibu’l-Âliyye ve dipnotu:3/262, Kezâ, [Bezzâr, İbnü Mes’ûd radıyallâhu anhu’dan birisı kopuk ve içinde Zayıf bir râvî bulunan, diğeri de muttasıl/bitişik ve Hasen olan iki isnâdla.], Heysemî, Mecma’u’z-Zevâid:10/99 Rivâyetlerden Ebû Ya’lânın rivâyet zayıf, Bezzâr’ın iki rivâyetinden biri zayıf diğeri de Hasen. Hâsılı hadîs mu’teber bir rivâyetle gelmiştir.

[16] [İbnü Ebi Şeybe, el-Musannef (6/356-357 H:32002), İmâm Beyhekî (İbnü Kesîr, el-Bidâye:8/93-94 İbnü Kesîr burada bu rivâyetin isnâdının sahîh olduğunu da söylemiştir.), (Beyhekî yoluyla) İmâm Sübkî (Şifâu’s-Sikâm:144-145)

Ayrıca, Buhârî (kısaltılmış olarak), et-Târîhu’l-Kebîr’inde (7/304, Md:1295, Dâru’l-Fikir), İbnü Ebî Hayseme, -ki bu zât, Hâfız, Hüccet ve sika biridir- Ebû Sâlih Zekvân’dan rivâyet etmişlerdir.

İbnü Hacer, el-Feth’de, İbnü Ebî Şeybe’nin rivâyetin isnâdının sahîh olduğunu söylemişdir. (El-Feth:3/183-185, Dâru’l-Fikir), Kevserî, Mahku’t-Tekavvul’den kısaltarak ve bir takım tasarruflarla, Makâlât: (388-389)

[17] İmâm Sübkî, Şifâu's-Sikâm:133

[18] Muhammed Zekeriyyâ el-Kândehlevî, Lâmiu’d-Derârî Mukaddimesi:29 (Şu eser, Muhammed Yahyâ el- Kandehlevî’nin üstâdı Reşîd Ahmed Cüncûhî’nin verdiği Buhârî derslerinden aldığı notlardan meydana gelen Sahîh-i Buhârî Hâşiyesi’dir. Muhammed Yahyâ’nın oğlu Muhammed Zekeriyyâ'nın onun üzerine çok değerli ta’likleri vardır.)