Sahabe-i Kiram Hakkında Müslümanların Sahih İtikadı Nasıl Olmalıdır.Osmanlı Ulema ve Hulefasından Ömer Nasuhi Bilmenin Bu Değerli Eserini Okumak İçin Tıklayınız.

Tekfir Meselesi

Yayınlanma Manşet

Küfür, (ke-fe-ra / كَفَرَ) fiilinden mastar olup, lugatta bir şeyi örtmektir. Bu sebepledir ki, kalbindeki inancı gizleyen ve imân etmeyen kişiye “kâfir” dendiği gibi, tohumu toprağa gömdüğü için çiftçiye, karanlığı ile her şeyi örttüğü için geceye de “kâfir” denmiştir. 1

Tekfir, tef’il vezninden mastar olup, kişiyi küfre nispet etmek, kâfir saymak, kâfir olarak çağırmak gibi manalara gelir. 2

Bir Müslüman’ı veya Müslüman kabul edilen bir kimseyi küfre nisbet etmek manasına gelen tekfir, İslâm tarihi boyunca grupların elinde bir silah olarak kullanılmıştır. Hangi inanış ve ifâdenin, hangi hareket ve davranışın, kişiyi imân sınırından çıkardığı, hicri ilk asırdan başlayarak günümüze kadar münakaşa edilmiştir. 3

Bazı Müslümanlar, bazı Müslümanları kâfirlikle itham edip, kendi davalarının haklılığını ispat etmek için âyet ve hadisleri delil göstermişler, bundan dolayı da değişik fırkalara ayrılmışlardır. Bu durum İslâmî hizmetlerin dağılıp parçalanmasına ve Müslümanların güçlerinin azalmasına yol açmıştır. Dolayısıyla bu durum İslâm karşıtlarının güçlenip, Müslümanların zayıf duruma düşmelerine ve sömürülmelerine neden olmuştur.

İşin kötü tarafı, hepsi de haklı olduklarını sanıyor ve karşı taraftaki Müslü*manları da kurtarmaya çalıştıklarını söylüyorlardı. Böylelikle daha büyük bir heves ve iştahla insanları tekfir edip, mücadele ediyorlardı. Ancak, Allah (Celle Celalühü), bize bu mücadele şeklini yasaklıyor.

Tekfir Konusuyla İlgili Âyetler

وَأَطِيعُوا اللهَ وَرَسُولَهُ وَلا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا إِنَّ اللهَ مَعَ الصَّابِرِينَ.

“Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin! Sonra korkuya kapılıp zaafa düşersiniz, rüzgârınız (kuvvetiniz) gider. Sabredin, şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” 4

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللهِ جَمِيعاً وَلاَ تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَآءً فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَأَنْقَذَكُمْ مِنْهَا كَذالِكَ يُبَيِّنُ اللهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ.

“Hepiniz Allah’ın ipine (dinine) sımsıkı sarılınız ve birbirinizden ayrılmayınız! Allah-u Teâlâ’nın üzerinizdeki nimetini hatırlayınız: Hani siz birbirinize düşman idiniz de, Allah kalplerinizi ısındırmış ve O’nun nimeti sebebiyle kardeşler oluvermiştiniz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oraya düşmekten de sizi O kurtarmıştı. Allah size âyetlerini böylece açıklıyor, ta ki doğru yola eresiniz.” 5

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا ضَرَبْتُمْ فِي سَبِيلِ اللهِ فَتَبَيَّنُوا وَلا تَقُولُوا لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلامَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌ كَذَلِكَ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلُ فَمَنَّ اللهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُوا إِنَّ اللهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا.

“Ey imân edenler! Allah-u Teâlâ’nın yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyiniz. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının fani metaını arayarak sen mü’min değilsin demeyiniz.” 6

Konu ile İlgili Hadisler

Cerir (Radıyallahu anh) ’dan şöyle rivayet edildi:

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) , beni Yemen’e İslam’a davet için gönderdi. Kabul etmedikleri takdirde onlarla savaşma*mı emretti ve:

“Eğer Lâ ilâhe illallah derlerse, onların malları ve kanları artık bana haram olur” dedi. 7

Cabir (Radıyallahu anh) ’den, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Kim “la ilahe illallah Muhammedun Resulullah” derse, kanı bana haram olur, üç şey hariç: dinini terkeden, zi*na eden evli ve haksız yere birini öldüren.” 8

Cabir (Radıyallahu anh) ’den Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ’in yanına bir adam geldi ve:

— Benim münafık bir komşum vardır, şöyle şöyle yapıyor dedi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

— “La ilahe illallah diyor mu?” dedi. Adam: “Evet” dedi. Rasulullah: “İşte o kimseleri öldürmekten nehyedildim.” 9

“Bizim gibi namaz kılan, kıblemize yönelen ve kestiğimizi yiyen kimse, Allah (Celle Celalühü)’ın ve Resûlü’nün teminatını elde etmiş kabul edilir. O halde böylelerini öldürmek (suretiyle) Allah (Celle Celalühü)’ın verdiği teminat ve ahdi bozmayınız!” 10


إِذَا الْتَقَى الْمُسْلِمَانِ بِسَيْفِهِمَا فَالْقَاتِلُ وَالْمَقْتُولُ فِى النَّارِ

“İki Müslüman kılıçlarıyla birbirlerinin üzerine yürürlerse, öldüren de, ölen de ateştedir!”

(Bu söz üzerine Resul-i Ekrem’e): “Ey Allah’ın Resûlü! Katili anladık, ama maktul niye ateşte?” diye sorulmuştu.

“Çünkü o da kardeşini öldürme hırsı taşıyordu!” buyurdu. 11

Kim Müslüman kardeşine “kâfir!” derse, muhakkak ki o kelime, ikisinden birine döner. Kendisine kâfir denilen adam, gerçekten kâfir ise, söz onadır. Eğer kâfir değilse, küfür söyleyenin üzerine döner. 12

“Müslüman’ı kötülemek ve sövmek fâsıklık, onunla savaşmak küfürdür.”13

كُلُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ حَرَامٌ دَمُهُ وَمَالُهُ وَعِرْضُهُ

“Her Müslüman’ın kanı, malı ve ırzı, diğer Müslüman’a haramdır.” 14


Tekfir Konusunda Âlimlerin Görüşü

İmâm Gazâlî (r.a.) (v. 505/1111): “Tevil hususunda hataya düşmenin, tekfiri gerektirdiği hakkında bizce hiçbir nass sabit olmamıştır. Bu sebeple böyle bir iddiada bulunanların, delil getirmeleri gerekir. Lâ ilâhe illallâh demekle, kesin olarak can ve malın korunmasının sağlanacağı hakkında naslar sabit olmuştur” der.

İmâm Âzam (r.a.) (v. 150/767) diyorki, bidatçıların kusurlarından biri de, birbirlerine kâfir demeleridir. Ehl-i Sünnetin güzel tarafı da, hata edince birbirlerini tekfir etmemeleridir. 15

İmâm Şâfiî (r.a.) (v. 204/819) der ki: Ben Ehl-i hevâ ve bidatten hiç bir şahsın şehadetini reddetmem.

İbn Teymiyye (v. 728/1328): Bazı Müslüman âlimleri görüşlerinden dolayı tekfir etmesi ve cumhur ulemaya muhâlif görüşleri neticesinde birkaç kez hapse atılmış ve sonuncusunda da orada vefat etmiştir. Buna rağmen tekfir hakkında 16 şunları bildirmektedir:

Hiçbir Müslüman’ı, işlemiş olduğu bir fiil veya ehl-i Kıblenin hakkında münakaşa ettiği meseleler gibi, herhangi bir meselede, düşmüş olduğu hata yüzünden tekfir etmek câiz değildir.

Selef’in birçok meseleyi tartışmasına rağmen, onlardan hiç birisinin, muayyen bir kimseyi ne küfür ve fâsıklıkla, ne de isyanla suçladıklarına şahid olunmaz. 17

Küfür isnadı, iki başlı ok gibidir. Oku atınca, karşı taraf kâfirse orada kalır, şayet değilse, ok geri döner sahibini vurur, yani söyleyen kâfir olur.
Fıkıh kitaplarında da, kendisine kâfir denilen kimse, kâfir değilse, Müslüman ise, söyleyenin kâfir olacağı bildiriliyor..

Müslüman olduğunu söyleyen, (Kelime-i şehadet) okuyana, şüphe ile küfür damgası basılamaz. Müslüman olduğunu söyleyen bir kimsenin bir işinde veya sözünde birçok küfür alametleri ile bir iman alameti veya küfür olması şüpheli olan bir alamet bulunsa, buna kâfir dememelidir. Çünkü müslüman iyi zan olunur…Redd-ül-Muhtar..

‘Ehl-i Kıble’den hiçbir kimseyi, hiçbir günah sebebiyle -o günahı helâl saymadıkça-kâfirlikle suçlamayız.’ İmâm Tahâvî, Akîdetü’t-Tahâviyye, İbnu Ebî’l-İz Şerhi (316), el-Mektebu’l-İslâmî,1408

Kişi kendini îmâna sokan şeyler(den hepsi veya bir kısmı, yâhud da birin)i inkâr etmedikçe dinden çıkmaz, sözü doğrudur.

Kişi, işlemiş olduğu yanlış zannedilen bir fiil hakkında, karşıt bir nassı biliyor olabilir. Tevil etmiş olabilir. Tevilinde hata etmiş olsa bile, o kimse tekfir edilemez. Tevil ise fıska manidir. “İctihadın sürüklediği hata, itaat-sizlik sayılmaz.”

Hâricî zihniyetinde olanlar nassların zâhirlerine kaskatı sarılıp, âyetlerin ve hadislerin ruhuna nüfuz edemediklerinden “إِنِ الْحُكْمُ إِلا لِلَّهِ / Hüküm ancak Allah’ındır” 18 âyetine dayanarak Sıffın Savaşı’nda hakem usulünü kabullenmesi sebebiyle Hazreti Alî’ye (v. 40/661):

“Ey Ali, Allah’ın kitabı ortada iken, sen insanların hakemliğine gider, onların hükmüne uymaya karar verirsen, seni öldürerek; Allah’ın rızasını kazanırız.” dediler. Dikkat ederseniz, bu yargılarıyla Allah rızasını kazanacaklarını zannediyorlar.

Bu zamanda da Müslümanları tekfir edenler, yaptıklarından dolayı pişman olmuyorlar. Çünkü; tekfirlerinde bir âyete dayanıyorlar ve Allah rızasını kazanacaklarını iddia ediyorlar.

Hâricîler, Hazreti Osman (v. 35/656), Hazreti Ali, Hazreti Talha (v. 36/656), Hazreti Zübeyr (v. 36/656), Hazreti Âişe (v. 58/678), Hazreti İbn Abbâs (v. 68/687) (radıyallahu anhüm) ve onlarla aynı görüşü benimseyen diğer Müslümanların da küfre düştüklerini, ebedi olarak Cehennemde ka*lacaklarını, öldürülmelerinin mübah olacağını, mallarının da ganimet olarak alınabileceğini iddia ediyorlardı. Bu zamanda da aynı Hâricî mantığıyla Müslümanları tekfir edenler var.

Abdullah b. Ömer (v. 73/692) Hâricîler zümresi için: “Onlar, müşrikler için nâzil olan âyetleri, Müslümanlar için kullanıyorlar,” 19 demiştir.

Hâricîler ve Mu’tezile “Kim Allah (Celle Celalühü)’ın indirdiği ile hükmetmezse onlar kâfirlerin ta kendileridirler” âyetinin zâhirine göre Allah (Celle Celalühü)’ın indirdiği hükümleri kalben tasdik eden kişinin, bu hükümleri gereğince amel etmemesinin, kendisini kâfir yapacağını ileri sürmüşlerdir.

Halbuki Ehl-i Sünnet kelamcıları bu âyeti de “Kim Allah (Celle Celalühü)’ın indirdiği ile hükmetmemeyi helal görürse”20 Allah’ın indirdiği hükümlerin bâtıl olduğunu iddia edenler, diye tevil etmişlerdir. 21

Allah-u Teâlâ Hazretleri:

أَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِمِينَ كَالْمُجْرِمِينَ مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Biz hiç Müslümanları (Allah’a teslim olmuş kulları), mücrimler (gü-nahkârlar) gibi tutar mıyız? Size ne oluyor, ne biçim hüküm veriyorsunuz?” 22 buyuruyor.

Geçmişte ve günümüzde, birbirlerini tekfir eden Müslüman gruplara baktığımızda, tekfir olunmaları için gereken şartların tamamen yukarıda âlimlerin söylediği şekilde oluştuğunu görmüyoruz. Çünkü;

1- Her iki taraf da, getirdikleri delillerle, dayanakları tükenip bir birlerine teslim olmuyorlar.

2- Her iki taraf da, bir âyeti veya hadisi kendilerine göre yorumlamakta ve tevil yollarını devam ettirmekteler.

3- Her iki taraf da, küfrü kasdetmediği gibi, küfrü de tercih etmiyorlar.

4- Her iki tarafın da niyeti iyi, iki tarafa da gittiğinizde, mantıklı cevaplar alıyorsunuz.

Bunlara rağmen, tekfir hastalığına yakalanmış bazı Müslümanlar için, öncelikle İslâm’ın birliği ve güçlenmesinden ziyade, diğer Müslümanlarla yaptığı münazarada haklı çıkma duygusu geçerlidir. Hatta bu iyi niyetten oluşan hırs, kendi âlimlerinin kitaplarını tercüme ederken inandığı, savunduğu fikrin zıttı görüşler gördüğünde, onu gizleyebilmekte.

Diğer kitapları araştırırken münazarada kendisini zor duruma düşürecek bir delille karşılaştığında, bunu hem kendi gibi düşünenlerden, hem de karşı taraftan saklayıp, tekfirde aşırılığa gitmektedir. Bu hastalıklı Müslüman’a, kendi âlimlerinin kitaplarından, kendi düşüncesini çürütecek deliller sunulduğu zaman, “Benim âlimim de bir insandır. Hata yapabilir. Aslında benim ölçüm Kur’ân ve Sünnettir” diyerek kendini haklı çıkarmaya çalışır. Ona, kendi âliminin görüşünde hadis delil getirdiği söylenince de, bu sefer hırçınlaşıp, sertleşip aynı lafları tekrarlamaya başlar.

Bu saydığımız tipteki Müslümanlar çok azdır. Bunlar, ya İslâm düşmanları tarafından, Müslümanlar arasında fitne çıkartmak için görevlendirilmiş birileri veya hakikaten iyi niyetli, fakat ölçüyü kaçırmış Müslümanlar olabilir. Bu durum, her iki taraf Müslümanları için geçerlidir.

Bunların tedavisi zordur. Çünkü niyetlerini bilmediğimiz gibi, mü-dahale edecek yaptırım gücümüz de yoktur. Her iki halde, bu kimseleri uyarmak, yaptıklarını takdiri etmeyip, gerekirse cemâatten uzaklaştırmak lazımdır. Çünkü bunlar, cemâat içindeki samimi ve olgun Müslümanları etkilediği gibi, yeni gelen gençlere de tekfir hastalığını bulaştırıp, her Müslüman’ın özlediği birlik beraberlik duygusunun temeline dinamit koyarlar.

Her iki taraftan âlimlerimizin, cemâatlerine bu konunun ehemmiyetini biraz daha sık duyurmalarını temenni ediyoruz. Allah hepsinden razı olsun, sayılarını artırsın. Amin.

Dipnotlar:

1el-Bâkillânî, et-Temhîd, s. 348; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtar, III, 284.

2 İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, V, 145.

3 Prof. Dr. Ahmed Saim Kılavuz, İman Küfür Sınırı, s.15, (Tekfir Bölümü bu eserden alıntı yapılmıştır.) Marifet yayınları, İstanbul, 2000.

4 el-Enfâl 8/46.Bu âyet-i kerime, Müminler arasında ihtilaf ve tefrikanın pek büyük bir zarar olduğunu, ehl-i hakkın ittifaklarının ise tevfik-i ilahînin, yani Allah’ın muvaffakiyet vermesinin başlıca vesilesi olduğunu bildirmektedir. (Prof. Dr. Suat Yıldırım Meâli).

5 Âl-i İmrân 3/103. İslâm’dan önce Arabistan’da insan hayatının hiç değeri kalmamıştı. En ufak sebeple insanlar vicdansızca öldürülüyordu. Kabîle savaşlarının, kan dâvalarının sonu gelmiyordu. Meselâ Medine’deki Evs ve Hazrec kabileleri 120 yıldan beri sürekli savaş halinde idiler. İslâm sayesinde birbirlerinin kardeşi oldular. (Prof. Dr. Suat Yıldırım Meâli).

6 en-Nisâ 4/94.

7İbn Ebi Şeybe, İbn-i Hacer el-Askalani, Metalibu Aliye, Tevhid Yayınları: 3/6.

8Ebi Şeybe, İbn-i Hacer el-Askalani, Metalibu Aliye, Tevhid Yayınları: 3/6.

9Ebi Şeybe, İbn-i Hacer el-Askalani, Metalibu Aliye, Tevhid Yayınları: 3/6.

10 Buhârî, Salât: 28: Ebû Dâvud, Cihâd: 95.

11 Buhârî, Diyât: 2, Fiten: 10; Müslim, Fiten: 14, Ebu Davud, Fiten: 5, Nesâî, Tahrim: 29.

12 Buhârî, Edeb: 73: Müslim, İmân: 212, Muvattâ, Kelâm: 1

13 Buhârî, İmân: 36; Edeb: 44; Müslim, İmân: 116; Tirmizi, el-Birrü ve’s-Sıla: 2.

14 Müslim, el-Birrü ve’s-Sıla: 10, Ebû Dâvud, Edeb: 40, Tirmizî, el-Birrü ve’s-Sıla: 18

15Fıkhu’l-Ekber, Aliyyu’l-Kari Şerhi, s: 429, İst, 1579; Bağdadî, el-Fark, s: 119.

16 Mecmuatü’r-Resail ve’l-Mesail adlı kitabının 5. cildinde, s. 159-201.

17 İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ, 12/180.

18 Yûsuf 12/40.

19 Buhârî, İstitabe: 6.

20 el-Maturidî, et-Tevhid s. 348.

21 Buraya kadar olan kısım, Dr. Ahmet Saim Kılavuz’un İman Küfür Sınırı adlı eserinden alıntı yapılmıştır.

22 el-Kalem: 68/35, 36.

İktibas: Selefilik Adı Altındaki Görüşlere Selefice Cevaplar