Sahabe-i Kiram Hakkında Müslümanların Sahih İtikadı Nasıl Olmalıdır.Osmanlı Ulema ve Hulefasından Ömer Nasuhi Bilmenin Bu Değerli Eserini Okumak İçin Tıklayınız.

Kur’ân ve Sünnet’de İstiğâse

Yayınlanma Manşet

Bir takım câhil ve edebsizler İstiğâse yüzünden Mü’minlere ve İslâm âlimlerine dil uzatabilmekte ve hattâ onları şirkle suçlayabilmektedirler. Oysa Tevessül ve İstiğâse aynı ma’nâya gelmektedir. Nitekim bu âyetler ve hadîslerde görüldüğü gibi İmam Sübkî ve Allâme Kevserî de böyle demektedirler.[141]

Muhaddis ve Müctehid İmâm Sübkî şöyle diyor:

İstiğâse’ye gelince. O, Ğavs/meded talebidir. Kimi zaman yaradanından istenir ki; O da sadece Allah Teâlâ’dır. Hani Rabbinizden İstiğâse ediyordunuz[142] âyeti gibi. Kimi zaman da (yaratma değil de) kesb/sebeb olup kazanma yolu üzere isnâdı/dayandırılması doğru olacak kimseden istenir. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den İstiğâse işte bu çeşittendir.

Bu iki kısımda da (Yaratan’dan ve Sebeb olandan İstiğâsede de İstiğâse) fiil(i) bazen ( اذ تستغيثون ربكم/hani Rabbinizden İstiğâse ediyordunuz)[143] ve (فاستغاثه الذى من شيعته/Onun taraftarlarından olan O’ndan istiğâse etti)[144] âyetlerinde olduğu gibi, kendi başına, bazen de, harf-i cerr ile müteaddî olur. Nahivcilerin (مستغاث به )/Müsteğâsün bih’deki sözlerinde olduğu gibi.

Sîbeveyh rahimehullahu teâlânın Kitâb’ında (şu ifâde) vardır: ( فاستغاث بهم ليشتروا له كليبا /ona bir enik almaları için onlardan İstiğâse etti/meded istedi) Bu yüzden bir ma’nâda olarak (استغثت النبى/isteğestünnebiyye/Nebîden İstiğâse ettim ve استغيث بالنبى/esteğîsü binnebiyyi/Nebîden İstiğâse ediyorum) demek sahîhdir. Bu da Ondan, hiçbir fark olmaksızın aynen tevessülde geçtiği iki çeşiti üzere düa ve benzeriyle ğavs/yardım istemektir. Bu da hayâtında ve ölümünden sonradır. Allah’dan yardımı yaratması ma’nâsına (استغثت الله İseğastüllâhe ve استغيث بااللهesteğîsü billâhi) der. Şu halde Allah Müsteğâsdır/yardım istenendır. Yaratmak ve vâr etmek bakımından yardım O’ndandır. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem de Müsteğâsdır. Sebeb olma ve kazanmak bakımından, yardım O’ndandır. Bu ma’nâda fiilin lâzim, yâhud kendi başına Müteaddî veya bâ ile teaddî etmesi arasında hiçbir fark yoktur.

Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den İstiğâse/yardım talebi bazen de bir başka şekilde olur. O da nasıl ( سألت الله بالنبىseeltüllâhe binnebiyyi) diyorsan ( استعثت الله بالنبىisteğestüllâhe binnebiyyi) de dersin. Böylece Tevessül çeşitlerinden birinci çeşit tevessüle döner. O yüzden, var olmasından evvel de sonra da sahîh olur.

Bazen de mefûlün bih hazfedilir ve bu ma’nâda (استغثت بالنبى/isteğestü binnebiyyi) denilir. Böylece (استغاث بالنبىistiğâse binnebiyyi/Nebî ile istiğâse)nin iki manâsı hâsıl olur: Birincisi Müsteğâs ikincisi de Müsteğâsün bih. Bâ da istiâne içündür. Böylece İstiğâse ve Tevessülün hep bereber kullanılmalarının câiz olduğu ortaya çıkmış oldu. Bu şekk edilmeyecek bir şeydir. Zîrâ İstiğâse Lüğatta ğavs talebi/yardım istemek demektir. Bu da hangi kelimeyle ifâde edilirse edilsin hem dilde hem de Şerîat’te, ona gücü yetecek olandan yapılması câizdir. Nitekim İsmâil aleyhisselâm’ın anası (Hâcer)[145] yanında ğavs/yardım varsa ğavs/yardım et, dedi…[146] (Sübkî’den nakil bitti.)

Büyük müfessir ve Akâid âlimi Fahruddîn er-Râzî, ( ام حسبت ان اصحاب الكهف ) âyetinin tefsîrinde şöyle diyor:

"Aynı şekilde, kul tâatlara devâm edince, Allahın onun için bir kulak ve bir göz olurum demekte olduğu makâma varır. Allah'ın celâlinin nûru onun için bir kulak olunca yakını ve uzağı işitir. Şu nûr onun için bir göz hâline gelince yakını ve uzağı görür. Şu nûr onun için bir el olunca zorda, kolayda, yakında ve uzakta tasarrufa/iş görmeğe muktedir olur."[147]

Tevessül ve İstiğâse inkârcılarının Şeyhu’l-İslâmları İbnü Teymiyye de şöyle diyor:

“Olağan üstü hâllerden bir takımı, mükâşefeler[148] gibi ilim, bazıları, olağan üstü tasarruflar gibi kudret ve mâlik olmak, bazıları ise, insanlara görünürde verilmekte olan ilim, hükümrânlık, mal ve zenginlik cinsinden şeylerdir."[149]

Hâsılı, İstiğâse/yardım isteme yardım istenilenden bir kerâmet beklemek veya başka bir tâ’bîrle Allah celle celâlühû’dan O kişinin elinde olağan üstü bir iş yani Mu’cize veya kerâmet yaratmasını beklemektir. Tıpkı Süleyman aleyhisselâm’ın çevresindekilere, (Yemen Melikesi Belkıs’i kasdederek) Onun tahtını kim bana getirecek?[150] deyip onlardan olağan üstü bir iş beklemesi gibi…

Bu hangi sıradan bir beşerin gücü dahilinde olan bir iştir. Umarım Süleymân aleyhisselâm’ı da Yehûdîler gibi küfür ve şirkle suçlamazlar…

Kerâmet’in hayattayken vâkı’ olduğu gibi öldükten sonra da zuhûr edebileceği ise bilinen bir husûsdur. Sözün özü Kur’ân’a ve Sünnet’e îmânı îcâbı Mu’cize ve Kerâmeti kabûl eden hiçbir Mü’minin inkâr edemeyeceği bir husûsdur. Ku’ân ve Sünnetle sâbit Mu’cize ve Kerâmeti inkâr eden Zındık veya Bid’atçılara ise şimdilik kaydıyla bir şey demeyeceğiz. Sonra görüşürüz.

Dipnotlar :

[141] Sübkî, Şifâu’s-Sikâm:146-149, Kevserî, Makâlât:395
[142] Enfâl: 9
[143] Aynı âyet
[144] Kasas:15
[145] İleride gelecek olan Buhârî, Enbiyâ, 9 hadîsi kasdedilmektedir.
[146] İmâm Sübkî, Şifâu’s-Sikâm: 146-147
[147] [Tefsîr-i Kebîr, (yeni baskı, Abdurrahmân Muhammed, Mısır): 21/891], Abdü'l-Hakîm Şeref, Min Akâid-i Ehli's-Sünneh:50, Münazzama-tü'd-Da'veti'l-İslâmiyye, Lahor-Pâkistân
[148] Perdelerin açılıp ardlarındakilerin görünüp bilinmeleri
[149] [İbnü Teymiyye, Kitâbu’t-Tasavvuf: 298], D. Es'ad Şahmerânî, et-Tesavvuf: 155
[150] Neml:38

 Kaynak : Guraba Mecmuası - Vesile ve Tevessul 2