Sahabe-i Kiram Hakkında Müslümanların Sahih İtikadı Nasıl Olmalıdır.Osmanlı Ulema ve Hulefasından Ömer Nasuhi Bilmenin Bu Değerli Eserini Okumak İçin Tıklayınız.

Mâlikü’d-Dâr Hadîsi ve Tevessül

Yayınlanma Manşet

Hz. Ömer’in radıyallâhu anh halîfeliği zamanında insanlara kıtlık isabet etti de, bir adam Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in kabrine geldi ve Yâ Resûlullah!.. Ümmet'in için (Allah celle celâlühû’dan) yağmur iste, zîrâ onlar (neredeyse) helak oldular” dedi. Sonra, Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem o adama rü'yâsında göründü ve Ömer’e git selâm söyle ve onlara yağmur yağdırılacağını söyle... buyurdu.

İbnü Hacer, Rü'yâyı gören, Sahâbe rıdvanullâhi teâlâ aleyhim'den biri olan Bilâl İbnü Hâris el-Müzenî’dir; nitekim Seyf, El-Fütûh’da böyle rivâyet etti, dedi.

Bu rivâyet, Sahâbe rıdvanullâhi teâlâ aleyhim'in, ölümünden sonra Resûlüllah sallâhu aleyhi ve sellem ile istiska etmekteki amelleri husûsunda bir nassdır. İçlerinden hiç biri şu haber kendilerine ulaşmasına rağmen onu inkâr etmemiştir. Mü’minlerin Emîrine götürülen haber yayılır. İşte bu yüzden şu rivâyet birilerine yalan söz isnâd edenlerin dilini koparır.

-------------------------------------------

Bu Rivâyeti Yapan İmâmlar
---------------------------------------------

Bu haberi bu şekilde,

(Bir): İmâm Beyhekî,[11]

Beyhekî yoluyla

(İkİ): İmâm Sübkî,[12]

Ayrıca, kısaltılmış olarak,

(Üç): Buhârî, Târîh’inde,[13]

Ve bu vecihden uzun olarak,

(Dört): İbnü Ebî Hayseme, -ki bu zât, Hâfız, Hüccet ve sika biridir- ve

(Beş): İbnü Ebi Şeybe, el-Musannef’de[14] Ebû Sâlih Zekvân’dan rivâyet etmişlerdir.

İbnü Hacer, el-Feth’de, İbnü Ebî Şeybe’nin bu rivâyetin isnâdının sahîh olduğunu söylemişdir.[15]

---------------------------------------------
Hadîsin Sıhhati Hakkında Ortaya Atılan Vesveseler
---------------------------------------------

(Bir): Mefâhîm dipnotundan istifâdeyle şöyle diyoruz:

Bazı câhiller de bu hadîsin sıhhatine i’tirâz etmişlerdır. Şöyle ki; Kimileri, önce,

Bir: İbnü Hacer’in isnâdı sahîhdir dediğinin yalan olduğunu, O’nun senedi sahîh bulmadığını söyledi. Hâlbuki, O evvelâ İbnü Ebî Şeybe sahîh bir isnâd ile rivâyet etti deyip kıssayı nakletti. Sonra da Seyf el-Fütûh’da sözü geçen rü’yâyı görenin Sahâbe’den biri olan Bilâl İbnü Hâris radıyallâhu anhu olduğunu söyledi. Şu halde kıssa ve sened birdir. Sahîh bulma kıssayı da içine alır.

Bu câhiller bir yanda sanki İbnü Hacer Sahîh bulsa onu kabûl edecek gibi davranmaktadırlar. Sonra da,

İki: Hadîsin sahîh olduğunu kökünden tenkîd ederek o zayıfdır; çünki isnâdında A’meş vardır ki O, tedlîsçi (haberi aldığı kimseyi gizleyen) bir râvîdir, diyorlar.

Bu câhil zavallılar bir yanda A’meş’in Tedlîsçi olduğunu, Zehebî’den ve Mîzân’ından, İbnü Hacer’den ve Kitâbları Takrîb’den, Tehzîb’den ve Lisânü’l-Mîzân’dan öğrenirken öte yandan ilim talebelerinin bile düşmeyeceği hatâya düşüyor ve şöyle söylüyorlar:

Hadîs(in isnâdın)da A’meş vardır ki O, zikri geçen Ebû Sâlih es-Semmân’dan, عن (an) lafzıyla rivâyet etmektedir. Hâlbuki A’meş söz birliği ile Müdellis’dir, Tedlîs yapan biridir. İşittiğini açıkça ifâde etmedikçe sika/sağlam olan Müdellisin haberi kabûl edilmez.

Ancak, ne yazık ki şu câhiller, umûmî olan bu kâidenin büyük hadîs âlimlerince bildirilen İbnü Müseyyeb ve buradaki A’meş gibi birtakım istisnâlarının olduğunu hesâba katmayı unutmuşlardır.

Bu istisnâyı, İmâm Zehebî Mîzânü’l-İ’tidâl’de açıklamış ve şöyle demiştir: O (A’meş) tedlîs eder. Bazen zayîf’dan tedlîs eder ve onun kim olduğu bilinmez. Haddesenâ/ bize rivâyet etti/dedi, dediği zaman artık (rivâyetin sağlamlığında) hiçbir söz yoktur. (عن) (An)/(falancı)dan, dediği zaman ise rivâyete tedlîs ihtimâli yol bulur. Ancak, İbrâhîm, Ebû Vâîl ve Ebû Sâlih es-Semmân gibi kendilerinden çok rivâyet ettiği şeyhlerdeki [(عن)/(an) ile yaptığı rivâyetleri] müstesnâdır. Zîrâ bu sınıftan yaptığı rivâyetleri ittisâle/senedin bitişikliğine yorulmuştur.[16] (Zehebî’nin el-Mîzân’daki sözü bitti.)

(İki): Şeyh Abdülazîz İbnü Abdillâh İbni Bâz da Fethu’l-Bârî Tahkîk(!)inde, dipnotta şunları söylüyor (Maddeleştirme tarafımızdan yapılmıştır): Bu eser, -Şârih(ibnü Hacer)in dediği gibi sahîh farzedilse bile-, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ile ölümünden sonra istiskâ edilmesinin câiz olduğuna dâir bir hüccet değildir. Çünki,

(Birinci Vesvese): (Yağmur) isteyen kişinin kim olduğu belli değildir.

Cevâb: Bu iddiâ aldatmayı hedefleyen bir yalandır. Nitekim yukarıda geçmiştir. Bu doğru bile olsa mühim değildir. Mühim olan Ömer ve diğer Ashâb radıyallâhu anhum’un tavrıdır. Ömer Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’e haber verildiğinde bu işe karşı çıkmaması, aksine ağlaması ve Yâ Rab!.. Ancak âciz kaldığım şeylerde eksiklik yapmaktayım, demesidir. Ömer ve diğer Sahâbe radıyallâhu anhum efendilerimizin şirk vesîlesine veya bir şirk çeşidine sesiz kalmalarını düşünebilecek ahmaklara ne denir?!...

(İkinci Vesvese): Sahâbe radıyallâhu anhum’un ameli buna tersdir. Hâlbuki onlar Şerîat’ı insanların en iyi bilenleridir. Onlardan hiçbir kimse Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in kabrine ne yağmur ve ne de bir başka şey istemeğe gelmemişlerdir.

Cevâb: Sahâbe radıyallâhu anhum’un ameli, yine Sahâbî olan birinin şu ameline ters değil, onun bir başka şeklidir. Bunun en açık delîli de Onların şu amele karşı çıkmamalarıdır. Onlar en tehlikeli ve helâk edici bir bâtıl olan şirk karşısında susmak isyânından uzak olduklarına göre, ortada meşrûiyyete dâir sükûtî bir icmâ’ vardır. Sahâbe radıyallâhu anhum’un şu ameli inkâr ettikleri isbât edilmedikçe, Onlar hakkında kötü zann sâhibi olmayanlar bu dediğimizi kabûle mecbûrdurlar..

(Üçüncü Vesvese): Aksine Ömer radıyallâhu anhu kıtlık meydana geldiğinde ondan (kabre gelip bir şey istemekten) Abbâs ile yağmur istemeye dönmüştür.

Cevâb: Ömer’in bu işi, yaptığının meşrû’ oluğunu gösterse de, diğer bir Sahâbînin amelinin doğru olmadığını nasıl gösteriyor? Bu nasıl bir delîl getirme usûlüdur?!.. Ömer’in bir meclisde birden verilen üç talak’ı bir talak saymayıp üç talak saydığını, böylece hata ettiğini iddiâ eden sizler, ne zamandan beri, O’nun işini, aksini bâtıl kılacak kesin delîl olarak görmeye başladınız?!..

O bu işi, belki de böyle de yapılabilir, veyâ böylesi daha evlâdır, veya Abbas ile yapılan istiskâ hadd-i zâtında Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ile yapılan bir istikâdır, belki de bir başka düşünceyle yapmıştır. Onun düşüncesinin sizin saplantılarınızın mahbesinde olduğunu nereden bildiniz, şeytanlarınızın size yaptığı vahiylerle mi? Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in bile bazı amellerinin diğer bazılarını bâtıl kılmaması belki tenvî’i/bir başka çeşiti göstermiş olmasının mümkin olabileceğine rağmen, nedir sizin bu cehâletiniz?!..

(Dördüncü Vesvese): Bu husûsta O’na Sahâbe’den kimse de karşı çıkmamıştır.

Cevâb: Meşrû’ ve mübâh, belki de evlâ olan bir işde Sahâbe radıyallâhu anhum O’na neden karşı çıkacaktı? Size, O’nun yaptığı işin câiz olmayan bir iş olduğunu kim söyledi?... Öyle de olabilir, böyle de, diyenlere bu gibi bir sözü ancak konuşmasını bilmeyen câhil bedevîler söyleyebilir.

(Beşinci Vesvese): Böylece hak olanın bu olduğu ve o adamın yaptığının şirke vesîle olduğu bilinmiş oldu. Hattâ ilim adamlarından bazısı onu Şirk’in çeşitlerinden saymıştır.

Cevâb: Sübhânellâh!.. Câhillik kötü; ancak belki bir ölçüde katlanılabilir bir belâ; ama şu musîbet bir kimsede ahmaklık ile birleşirse hiçbir şekilde çekilemez hâl alır. Sahâbeden biri veyâ Sahâbe huzûrunda birileri bir iş yapacak ama Sahâbe’den diğerleri o husûsta başka bir iş yapacak veya yapılana susacak ve bunlardan biri şirk vesîlesi veya şirk çeşidi olacak!... Hayret!..

Bunlar, câhil ve ahmak olmanın yanında ileri seviyede ukâlâ, edebsiz ve terbiyesiz hidâyet fukaralarından başkaları değillerdir… Bu işi şirk gören ilim adamı(!) da kimmiş? Biz böyle birini tanımıyoruz. Hattâ bizi bırakın Ümmetten bunu bilen yok. Yoksa, kerâmeti kendinden menkûl kabîlinden olarak siz olmayasınız?!...

(Altıncı Vesvese): Seyf’in sözü edilen rivâyetinde (yağmur) isteyenin isminin Bilâl İbnü Hâris olduğu ise söz kaldırır. (Buhârî) Şârih(i ibnü Hacer) de Seyf’in buna daîr senedini getirmemiştir.

Cevâb: Getirmemiş de ne olmuş? Önce, öylesi bir Hadîs Hâfızına i’timâd esâsdır. Sonra kıssa sahîh isnâdla geldikten sonra hükmü değiştirmeyecek îzâh ve teferruâta dâir bir husûsta isnâdın getirilmemesi i’timâd edilen birinin kitâbından alınmış olması, İbnü Hacer’e göre yetiyorsa, şu ilmi, kör topal ondan öğrenenlere haddini bilmekten başka ne düşer?

(Yedinci Vesvese): Sahîh olduğu takdîrde de onda (bu işin câizliğine dâir) hiçbir hüccet yoktur. Çünki Sahâbe radıyallâhu anhum’un ameli buna ters düşmektedir. Hâlbuki Onlar Resûl(üllah) sallallâhu aleyhi ve sellem’i en iyi bilen kimselerdir. Allah en iyi bilir.[17]

Cevâb: Bu delîlsiz bir biçimde Sahâbe’yi şirk ile suçlamaktır. Hâlbuki Onlar Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’i en iyi bilen kimselerdir denilmesine rağmen, zımnen, ben onlardan daha iyi bilirim demektir. Bilâl İbnü Hâris yaptığı işin Sahâbe’nin işine ters düşdüğünü anlayamadı ve -hâşâ- şirke girdi; ama bu geri zekâlılar anladı!... El-Fütûh sâhibi Seyf’ler ve İbnü Hacerler anlayamadı; ama bunlar anladı!.. Hasbünellâhu ve ni’me’l-vekîl…

---------------------------------------------
Bu Haberin Mühi Noktalarından Bazısı
-------------------------------------------

(Bir): Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem kabrindeyken kendisinden bir Sahâbî tarafından yağmur düâsı istenmesi.

(İki): Ondan isteyenin isteğini Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’in bilmesi.

(Üç): Bu maksadla Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’in düâ etmesi.

(Dört): Bu işe, Sahâbe radıyallahu anhüm’un karşı çıkmaması, yani bu husûsta bir çeşit sükûtî icmâ’ın hâsıl olması.

(Beş): Zamanımızdaki âlimlik pozlarındaki kimi câhillerin yaptığı gibi Selef/Sahâbe rıdvanullâhi teâlâ aleyhim ve Tâbiîn tarafından bu işin Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’e ibâdet edilmesi, ve Allah celle celâlühû’ya şirk koşulması ma'nâsında kabûl edilmeyip açık ve kapalı âyetlere ters görülmemesi.

(Altı): Bazı câhillerin bu rivâyetleri zayıf kabûl etmeleri, rivâyetin zayıflığını değil, kendilerinin hiçliğini gösterir. Hâfız İmâm Sübkî’nin rivâyet edib hüccet kabûl ettiği, Hâfız İbnü Kesîr, Hâfız İbnü Hacer ve benzeri hadîs hâfızları Sahîhtir dedikten sonra onlara susmaktan başka ne düşer ki?!.. Hiçbir şey…

Dipnotlar : 

[11] İbnü Kesîr, El-Bidâye: 8/93-94 İbnü Kesîr bu rivâyetin isnâdının sahîh olduğunu söyledi.
[12] İmâm Sübkî, Şifâu’s-Sikâm: 144-145
[13] İmâm Buhârî, et-Târîhu’l-Kebîr, (Dâru’l-Fikir): 7/304 (Md:1295)
[14] İbnü Ebi Şeybe, el-Musannef (6/356-357, H: 32002)
[15] İbnü Hacer, el-Feth: 3/183-185 (Dâru’l-Fikir), Kevserî, Mahku’t-Tekavvul’den kısaltarak, Makâlât: 388-389
[16] Zehebî, Mîzânü’l-İ’tidâl:2/224
[17] Fethu’l-Bârî Hâmişi (Dârü’l-fikir): 3/184

Kaynak : Guraba Mecmuası | Vesile ve Tevessül 2