Sahabe-i Kiram Hakkında Müslümanların Sahih İtikadı Nasıl Olmalıdır.Osmanlı Ulema ve Hulefasından Ömer Nasuhi Bilmenin Bu Değerli Eserini Okumak İçin Tıklayınız.

Kimi Allah Dostlarının Zahiri Küfür İçerikli Sözleri

Yayınlanma Manşet

Bazı felsefeciler “Allah (Celle Celalühü)’ın veli kulları, Allah (Celle Celalühü)’ın peygamberinden daha üstündür. Çünkü biz, bizde var olan bilgileri doğrudan doğruya hiç vasıtasız olarak Allah (Celle Celalühü)’dan alıyoruz peygamberler ise, Cebrâil vasıtasıyla alıyorlar, onun için bizde olan velâyet makamı, nübüvvet makamından daha üstündür” gibi bâtıl ve itikat bakımından tehlikeli iddiaları ileri sürmüşlerdir. İbn Teymiyye de bunları eleştirmiş ve tekfir etmiştir.

Tasavvufun büyük temsilcilerinden olan İmâm Rabbânî (k.s.), bu anlayıştan Allah’a (Celle Celalühü) sığınmak gerekir, der. Başka bir mektupta şöyle der: “Hiçbir veli, derece itibari ile bir nebinin, bir peygamberin mertebesine ulaşamaz. Velinin başı davamlı nebinin kademi altındadır.”

Âlimlerin zahir anlamda şeriata ters olan küfür sözleri için ehl-i sünnet de, o sözlere küfürdür demiştir. Ama o âlimleri tekfir etmemişlerdir. O küfür sözünün teviline bakmışlardır. Bakmak da gerekir. Çünkü o sözü söyleyen âlimlerin diğer eserlerinde, yaşantılarında ve ibadetlerine bakıldığında Kur’an’a, sünnete ve şeriata baglılıkları tatbikleri ile önder konumunda olan büyük Allah dostları olduğu görülecektir. Onun için söyledikleri acayip sözlerin bizim anladığımız manada olmadığı anlaşılmalıdır.

Şeyh Şerafeddin Yahya el-Münirî’ni “mürid kardeşinin başını kesmedikçe ve annesi ile evlenmediği sürece, tarikattaki makamlarda ilerlemeyeceği” sözlerinin gerçek manasının beyanı için İmam Rabbanî’nin Molla Şemseddin’e yazmış olduğu Mektubat, III. cilt 33. mektubunda.

İmam Rabbanî diyor ki:

Şeyh Şerafeddin Yahya el-Münirî’nin: “İnsan kardeşinin başını kesmedikçe, tasavvuftaki makamlara ulaşmaz!” sözünden maksat, tarikattaki makamlara ulaşma yolunda şeytanla mucadele edilirken, (kardeşin öldürülmesi) tabiri Allah-u Teâlâ’nın  فَهُوَ لَهُ قَرِينٌ / fehüve lehû karin âyeti kerimesindeki "Karîn" sözcüğü, Buharî'de insandan ayrılmayan "Şeytan" olarak tefsîr edilmiş

“Şeytan insanın çok yakını” kavl-i şerifinden esinlenilmesi gibi, şeytan insanın doğumundan ölümüne kadar insanla uğraşır, devamlı onla birliktedir.

حَتَّىٰ إِذَا جَاءَنَا قَالَ يَا لَيْتَ بَيْنِي وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ الْقَرِينُ

Nihayet (Allah’dan göz yuman kâfir, şeytanla bir arada mahşerde) bize geldiği zaman, (arkadaşı şeytana) şöyle der: “Keşke benimle senin aranda, doğu ile batı uzaklığı olaydı!... Sen ne kötü arkadaşmışsın!...”

Her insanın yanında bir de "cin" sınıfından arkadaşı olduğuna şu hadîsi şerîfler işaret eder. Sahihi Müslim’den:

Abdullah ibn-i Mesûd (radıyallâhu anh) naklediyor:

Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

— Sizden kimse istisna olmaksızın, her birinizin cin den olan bir karîni vardır. Sahabe-i Kirâm sordu:

— Yâ Rasûlullah!.. Sana da bir karin tevkil edilmiş midir?

— Bana da öyledir!.. Ancak Allah ona karşı bana yardım etti de, o Müslüman oldu ve artık bana hayırdan başka bir şey tavsiye etmiyor.

قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ إِلاَّ عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ

(İblis) “Öyle ise izzet ve şerefine yemin ederim ki, ben onların hepsini mutlaka azdıracağım, ancak içlerinden ihlâslı kulların müstesnâ” dedi. 

“İblis dedi ki: Ya Rabbi! Beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki ben de dünyada onlara günahları süslü göstereceğim ve senin ihlâsa erdirdiğin kulların müstesna, hepsini azdıracağım.”

İşte şeytanını ve nefsini yenip, şeytanın azdıramayacağı, ihlâslı kullardan olup, daha yukardaki makamlara ulaşılacağını anlatmak için, insan kardeşinin başını kesmedikçe, tasavvuftaki makamlara ulaşmaz sözünde, şeytan tabiri yerine kardeş tabiri kullanılmıştır.

Seyr-i sülûk yolunda olan, o halleri yaşayanların birbirileri aralarında anlayabileceği ve birbirilerine söyledikleri, avama söylemedikleri sözleri, Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenler gibi bu işleri bilmeyen kişiler, bu sözleri alıp, bu işleri bilmeyen insanlara haklı çıkmak, taraftar kazanmak için malzeme olarak kullanıyor. O sözü söyleyen âlimlerin yaşantılarına, eserlerine ve ibadetlerine bakmadan, sorgulamadan tevil etmeden, ne demek istediklerini bilmeden, sormadan belden aşağıya vuruyorlar.

İşte yukarda kardeş örneğinde görüldüğü gibi. Şimdi siz yukardaki âyet ve hadisleri açıklamalarını görmeseydiniz, farklı düşünecektiniz beklide. Allah dostların tekfir edecektiniz. Biz burada arkadaş anlamanı açıkladık bilmediğimiz fakat buradaki gibi açıklaması olan velilerin küfür içerikli sözlerini görünce, hemen tekfir etmeyelim, tevil yoluna gidelim.

Hadîd suresi 20. âyetinde, Allah (Celle Celalühü) bitkilerin tohumlarını eken çiftçilere kâfir kelimesinin çoğulu olan “küffar” diyor.

Kur’an’ın geneline baktığımızda, bu küffarın bizim anladığımız bildiğimiz kâfirler anlamında olmadığını anlıyoz. Kâfir bir şeyi örten, gizleyen anlamına geliyor. Çiftçiler de toprağa tohumu atıp üstünü örtüyorlar. Allah çiftçilere bu manada kâfir diyor. Şimdi direk âyetın zahirine yapışıp, tevil etmeden araştırmadan Allah çiftçilere kâfir diyor, dersek olur mu?!

Şeyh Şerafeddin Yahya el-Münirî’nin:

“Annesiyle evlenmediği müddetçe…” sözüne gelince, buradaki “anne”den kişinin Cenab-ı Hak’kın kaza ve kader defterindeki yaratılacak olan şeklinin manevi haritası kastedilmiştir. Bizim varlığımız, işte o Cenab-ı Hak’kın iliminde mevcut olan gerçeğin veya o manevi âlemde o kadar yükselir ki, aslını oluşturan bu gerçeği müşahede eder. İşte ona, yani Mevla’nın ilimindeki asla (o temel gerçeğe) tarikat dilinde “anne” denilmektedir.

İnsan bu anne ile evlenmediği, yani onunla kucaklaşmadığı müddetçe, kâmil bir Müslüman olmaz, denilmek istenilmektedir. Yani tarikatta “anne” sözünden maksat, hepimizin bildiği anne değildir. Çünkü bu anne ile evlenmek, tamamiyle Allah tarafından bize indirilen Kitabıın içeriğine aykırı, tarikatın da kabul etmediği menfur bir iştir.

Vacipleri farz hükmünde, sünnetleri de vacip hükmündeymiş gibi amel eden bir âlimin, 10 yaşındaki bir çocuğun bile kabul etmeyeceği bir sözü kabul ettiğini düşünmek kadar cahilce bir fitne ve iftira olamaz. Tasavvufta bu mananın, yani dünya hayatındaki anne ile evlenilmesinin kastedilmediğini böylece belirtmiş olduk.

Kaynak : Selefilik Adı Altındaki Görüşlere Selefice Cevaplar - Seyyid Ali Hoşafçı