Sahabe-i Kiram Hakkında Müslümanların Sahih İtikadı Nasıl Olmalıdır.Osmanlı Ulema ve Hulefasından Ömer Nasuhi Bilmenin Bu Değerli Eserini Okumak İçin Tıklayınız.

Bayram Hocanın Muhammed = Allah Sözünün İzahı

Yayınlanma Manşet

Rahmetli şehid Bayram Ali Öztürk, tanıdığımız, sohbetlerini dinlediğimiz bir hoca efendiydi.

Çok ibadet eden, çok zikreden, sünnet-i seniyyeye son derece uyan ve herkesin ayaklı kütüphane dediği, çok bilgili bir âlimdi. Son zamanlarında Allah’a olan aşkı, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’a olan aşkı, o kadar çoğaldı ki, bir mecnun gibi içten, samimi duygularını şiirlerle ifade etmeye başladı.

Bayram Hoca'nın eski ciddiyetini bilenler, bu haline şaşırıyolardı. Bayram Hoca'nın internetteki sohbetlerine bakarsanız, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Bir insandan küfür sözü duydugumuz zaman, şer’î ölçüde, önce onu sorgulamak gerekir.

Bayram Hoca’mızın, Muhammed = Allah sözünü söylediği zaman, kendisi tepki almıştı. Şer’î ölçüde bunu sorgulamak gerekiyordu. Sorgulama cemaatin ileri gelenleri tarafından zamanında yapıldı.

Bayram Hoca, o anki duygularını ifade ederken maksadını aşan o sözü anlaşıldığı anlamda değil, başka bir şeyi ifade etmek için söylediğini ifade ederek şöyle dedi:

“Allah (Celle Celalühü)’ın benzeri, benzetilebilecek hiçbir varlık olmadığı gibi, Muhammed Mustafa’nın müşebbehün bih yoktur, yani da manevi yönden benzetilebileceği hiçbir bir varlık yoktur. Benzetilememe yönünü ifade etmek isterken zahirde küfür olan bir söz söylemiş oldum. Asıl maksadım bu olmadığı halde maksadını aşan bu sözü söyledim.” diyerek hatalı olduğunu söyleyip hatasından dönmüştür.

Bu hadiseye, o cemaaten şahit olanlar vardır. Binlerce Müslüman Bayram Hoca’yı tanıyor, Müslüman olduğuna şahitlik ediyor. Bunun böyle olduğunu anlamak için diğer videolarına bakmanız yeterli olacaktır.

Bayram Hoca ne demişti, önce ona bir bakalım:

“Muhammed Mustafa ona ben güneş diyemem güneş batar,

Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) su diyemem, su durdu mu kokar,

Muhammed Mustafa ekmek diyemem, ekmek durdu mu bayatlar,

Muhammed Mustafa çok leziz bir yemek diyemem, çünkü yemek durdu mu ekşir.

Muhammed Mustafa’nın müşebbehün bihi (benzeri benzetilebileceği kimse) yoktur.

Muhammed Mustafa’nın benzetilebileceği hiçbir bir varlık yoktur.

İmam Rabbani’nin (K.S.) buyurduğu gibi Muhammed Mustafa eşittir Allah, bir eti ve kemiği var farklı olarak o kadar..."

Bayram Hoca. Allah (Celle Celalühü)’ın benzeri, benzetilebilecek hiçbir varlık olmadığı gibi, Muhammed Mustafa’nın müşebbehün bih yoktur, yani da manevi yönden benzetilebileceği hiçbir bir varlık yoktur. Benzetilememe yönünü ifade etmek isterken zahirde küfür olan bir söz söylemiş olduğunu asıl maksadını bu olmadığı Maksadını aşan bu sözü söylediğinden dolayı hatalı olduğunu söyleyip hatasından dönmüştür.

Eti kemiği farklı demesi ise, et ve kemiğin tarifi var, birçok insanda et ve kemik var, tarifi mümkün olmayan bir şey değil. Onun için eti ve kemiği ayrı tutmuştur Bayram Hoca.

Mekkeli müşrikler bile Allah eşittir putlarımız dememişken insanlara tevhidi anlatıp yasayan Bayram Hoca’nın o sözünü anladığımız manada eşittir diye anlayıp, yorumlamak büyük bir haksızlık ve aklı başında, ehli sünnet vel cemaat mezhebi mensuplarının yapacağı iş değildir.

Mevla Teâlâ (Celle Celalühü)’nın ilahlık yönüyle benzeri; Muhammed Mustafa’nın mahlûkat (yaratılmış) ların içinde manevi yönden benzeri olmadıgı yönüyle ( gibi) mecazen demek istemiştir.

Allah Teâlâ’nın isimlerinde, sıfatlarında ve fiillerinde tevhid derken biz bunun sadece Allah’a mahsus bazı özelliklerin kullara atfedilmesini değil, aynı zamanda mahlukata ait bazı özelliklerin de Allah’a atfedilmesinin tevhide zarar verdiğini hatırdan çıkarmamalıyız. . Allah Teâlâ sıfatlarında, emirlerinde, nehiylerinde, fiillerinde, hiçbir varlığa, hiçbir yaratılmışa benzemez.

Ayetlerde ve hadislerde geçen insanlar güler, Allah da güler, Onun eli vardır, kolu vardır, oturur, kalkar, kızar, güler, sevinir. Bu özellikler aslında kullara mahsus özelliklerdir. Allah Teâlâ hakkında bunun kullanılması mecazendir. Nasıl? Şimdi kızmak, gazaba gelmek nasıl bir şeydir? Gazaba gelmiş bir adamın evsafı, hali nasıl olur? Yüzü kızarır, boyun damarları şişer, gözleri şişer, hiddetlenir, kalp atışı hızlanır. Şimdi siz bunu hâşâ nasıl Allah Teâlâ’ya izafe edersiniz?

Hâşâ Allah Teâlâ gazaplandığında böyle mi olur? Demek ki Allah Teâlâ’nın gazaplanması kullar hakkındaki bir fiilin, bir kelimenin Allah Teâlâ hakkında mecazi olarak kullanılmasından ibarettir

İTİRAZ

Böyle tevil mi olur? Neden o sözün zahirindeki küfür sözünü görmüyorsun? derse,

CEVAP

Biz bu sözün küfür sözü olduğunu söylüyoruz zaten. Fakat ehli sünnet vel cemaat mezhebi mensupları olarak o küfür sözlerinden dolayı, o sözleri söyleyenleri tekfir etmeyiz.

Biz ehl-i sünnet itikadı gereği tekfirden uzak dururuz. Bunun için o sözlerin aslını araştırıp tevil etmeye çalışırız. Aynı Selef’in yaptığı gibi. Selefin yolundan gittiğini iddia edenlerinde böyle yapmaları beklerdik.

Hz. Ömer (ra) : Ya Huzeyfe nasıl oldun? Diye sorar. Huzeyfe (ra): Ey müminlerin emiri! Fitneyi sever hakkı kötü görür, namazı abdestsiz kılar oldum. Yeryüzünde ben bir şeye sahibim ama Allah u Teala göklerde ona sahib değildir.

Bunun üzerine Ömer (ra) sinirlendi, elindeki bir şeyle ona vurmak isterken tam o an Hz Ali (r.a) içeri girdi ve Hz Ömer'i (ra) sinirli halde gördü. Dedi ki: Ey müminlerin emiri hayırdır seni sinirli görüyorum? Huzeyfe'nin söylediklerini anlattı. Hz Ali (r.a): Evet ey müminlerin emiri o fitneyi seviyor; çünkü Allah u Teala: ''Mallarınız, evlatlarınız, sizin için sadece bir fitnedir. '' buyuruyor. Ve hakkı kötü görüyor; yani ölümü kötü görüyor, ölüm haktır fakat biz onu kötü görüyoruz. Ve Nebiyullah'a (Sallallahü Aleyhi ve Sel¬lem) abdestsiz salavat getiriyor, onun yeryüzünde çocuğu ve eşi var Allah u Teala'nın göklerde böyle bir şeyi yoktur. Ve Hz Ömer (ra) o meşhur sözünü söyledi: ''yeryüzünde Ebul Hasan'ın olmadığı yer ne kötü bir yerdir…

Muhammad Mutevelli Sa'ravi/Ankebut süresi 48. Ayet i celilenin tefsiri ( Ruh ul Beyan tefsiri 9.cild . 94.sayfa)

Selefi görüşü üzere olduğunu idda edenler selefin izinden gittiklerini söylüyorlardı. Burada görüleceği üzere Hz. Ali (ra) tekfir deyil tevil ediyor. Sizden de adam kazanmak bir cemaatı kötü göstermek için tekfir yerine Selef’in yaptığı gibi tevil etmenizi beklerdik.

Ehl-i Sünnet itikadı gereği, aşağıda İmam-ı Âzam Hazretleri’nin yaptığı gibi, tekfir etmeden önce o sözü tevil etmek lazımdı.

İmam Âzam’ın Tevil’deki Pratik Zekâsı

İmam-ı Âzam Hazretleri’ne bir kişi, onu aciz bırakmak için bazı sorular ayarlayıp sormak için, huzuruna geldi. Dedi ki:

— Ya imam, bir kişi şöyle diyor:

“Cenneti ümit etmiyorum, cehennemden korkmuyorum, Allah’tan korkmuyorum, ölü eti yiyorum, rükû ve secdesiz namaz kılıyorum, hakka buğz ediyorum, fitneyi seviyorum, Yahudi ve Hristiyanları tasdik ediyorum, görmeden şahitlik yapıyorum.”

— Bu adam hakkında ne dersiniz? İmam-ı Âzam Hazretleri, adamın kendisine: Senin, bu hususta şahsî bilgin nedir? diye sordu. Adam: Ben bir şey bilmiyorum, deyince talebelerine sordu. Onlar: Bu sayılan şeyler küfür alâmeti olduğu için, bu sözleri söyleyen adamın felâketine delalet eder, dediler.

İmam-ı Âzam Hazretleri ise:

— Aksine, bu sözleri söyleyen adam Allah dostlarındandır. Bakın bunların manalarını açıklayayım, diyerek şu açıklamayı yaptı:

— Cenneti ümit etmiyor, yani Cennetin Rabbini ümit ediyor. Cehennemden korkmuyor, cehennemin Rabb'inden korkuyor. Allah’tan korkmuyor, çünkü Allah’ın rahmetle muamele edeceğini ümit ediyor. Ölü eti yiyor, yani balıketi yiyor. Rükûsuz, secdesiz namaz kılıyor, yani cenaze namazı kılıyor. Hakk'a buğzediyor, ölüm haktır, ona buğzediyor, yani daha fazla yaşayarak daha fazla ibadet etmek istiyor. Fitneyi seviyor, çünkü Kur’ân-ı Kerîm’de (meâlen): “Evlatlarınız sizin için birer fitnedir (imtihân vesilesidir). buyuruluyor. O şahıs çocuklarını seviyor. Yahudi ve Hristiyanları tasdik ediyor, yani onların birbirleri hakkında söylediklerini tasdik ediyor. Görmeden şahitlik yapıyor ki, onun da manası şudur: Allah’ı görmediği halde Allah’ın varlığı hakkında şahitlik yapıyor.

Rava'i'min al-adab al-'arabi yazari Ahmed Nasib el Mahamid baski yeri dimesk darul feth yayinevi 1993
Ehli sünnet itikadının imamlarından İmam-ı Azam Ebu Hanife, zahirdeki bu küfür sözlerini zahirine göre tekfir etmeyip tevil ettiği için bizde Bayram Hoca’nın sözünü tevil ediyoruz.

Osmanlı Sultanı Yavuz Selim Han Şam’a geldiğinde;

Muhyiddin-i Arabi’nin vefatından önce ayağını yere vurarak, “Sizin taptığınız, benim ayağımın altındadır” buyurduğu yeri tespit ettirip orayı kazdırdı.Orada küp içinde altın çıktı. Bundan, “Siz, Allahu Teâlâ'ya değil de paraya tapıyorsunuz.” demek istediği, anlaşılmış oldu.

Ehli sünnet vel cemaat mezhebi mensupları olarak o küfür sözlerinden dolayı, o sözleri söyleyenleri tekfir etmeyiz.Tekfir etmememiz, o sözlerin küfür sözleri olmadığını gerektirmez. O sözler haddi zatında küfür içerikli sözlerdir. Fakat biz, itikadımız gereği tekfirden uzak dururuz. Bunun için o sözleri tevil etmeye çalışırız.

"Biz bir kimsenin küfre girdiğini söylediğimiz zaman, onun, kişiyi dinden çıkaran bir söz söylediğini anlatmak isteriz. Onu söyleyenin kafir olduğuna kesin bir şekilde hükmetmeyiz. Çünkü söz konusu kişinin tevbe etmesi ve amel defterinin hayırla mühürlenmesi ihtimali bahis konusudur. (Makâlat-ı Kevserî, s. 400)

Şimdi ne olacak?

Yukarda anlattıklarımızdan habersiz yüzlerce Müslüman Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin adam kazanmak bir cemaatı kötü göstermek için bilerek veya bilmeden hatasından dönmüş bir Müslüman olarak ölmüş olan Bayram Hoca'yı gerek internet ortamında ve diğer ortamlarda hala tekfir ediyorlar.
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

“Herhangi bir kimse, din kardeşine "Ey kâfir!" derse, bu tekfir sebebiyle ikisinden biri muhakkak küfre döner. Eğer o kimse dediği gibi ise ne âlâ. Aksi takdirde sözü kendi aleyhine döner." buyurdular.

Tekfir sebebiyle ikisinden biri muhakkak küfre döner, ifadesinin manası, tekfiri kendine döner, kendisi kâfir olur, demektir. Zira eğer kâfir diyen sözünde sadıksa (doğruysa), muhatabı kâfir olur.

Din kardeşine kâfir demenin akibeti kendini küfre götürebilir. Çünkü "Günahlar küfrün postasıdır." derler. Bu sözü diline dolayanın akıbeti küfür olacağından korkulur. Bu nedenle hiçbir mümine kâfir dememek gerekir.

Bayram Hoca o sözünün maksadını aşan bir söz olduğunu söyleyip niyetinin öyle olmadığını hata ettiğini söyleyip hatasından dönmüştür. Yukardaki hadiste, zira eğer kâfir diyen sözünde sadıksa, (doğruysa), muhatabı kâfir olur. Değilse söz tekfir edene döner.

Bayram Hocamız o hatasından döndüğü için tekfir eden kişinin sözünde haklı, sadık olma şartı ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla hadise göre o kâfir sözü hatasından dönmüş vafat etmiş olan bayram hocayı hâlâ tekfir edenlere dönmüş olabilir. Aynı şekilde geçmiş velilerden bazıları cem makamında söyledikleri küfür içerikli sözlerinden dolayı tövbe etmişlerdir kitaplarında yazılıdır. Fakat hâlâ onları tekfir edenler mevcuttur.

Binlerce Müslüman Bayram Hoca'yı tanıyor, Müslüman olduğuna şahitlik ediyor. Kardeşlerim! Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin düştüğü hataya düşüp kendinize yazık etmeyin. O sözün küfür sözü olduğunu söyleyebilirsiniz. Ama hatasından dönmüş bir insanı tekfir etmeyin, bu zamana kadar tekfir etmişseniz siz de tövbe edin.

Ehlisunnet kardeşlerime yakışan tavır budur.Tarikata tasavvufa bu makamlara inanmayan bilmeyenlere bunları anlatmak, anlamalarını beklemek, elbette mümkün değil. Bu halleri yazıyla anlatılabilmesi imkânsızdır. O hali yaşamayana masal gelir.Mesela aşkı hiç bilmeyen birine, aşkı anlatsanız öyle saçmalık mı olur, niye kendini bile bile zelil ediyor, niye durduk yere acı çekiyor, yüzlerce insan varken neden bir tanesi dışında kimseyi gözü görmüyor der. Bunun gibi haller subjektiftir. Herkesin anlamasını bekleyemeyiz. Ama kalbinde Cenab-ı Hakk’a yakınlık isteyenleri O yollarına iletir.

Öz eleştiri:

Tasavvuf erbabı geçmiş ve şimdiki âlimlerinden bu tür sözleri işitiği zaman bu sözleri normal görmemeliler. Bilmeden o sözleri savunmaya kalkıp karşı tarafı tekfir etmemeliler. O sözün küfür sözü olduğunu kabul edilmesi gerek. Yoksa her cemaat âlimlerini körü körüne savunursa kötü niyetli şeyhlerin, ajanların İslam’a zarar verecek sözleri bazı cemaatler tarafından güzel görülebilir. Bu da zamanla İslam’a büyük zararlar verebilir. Bu caiz olmayan hoş görüyü malasef bazıları yapmaktadırlar.

Biz ehli sünnet vel cemaat mezhebi mensupları olarak o küfür sözlerinden dolayı, o sözleri söyleyenleri tekfir etmeyiz. Tekfir etmememiz, o sözlerin küfür sözleri olmadığı anlamına gelmez.

O sözler haddi zatında küfür içerikli sözlerdir. Fakat biz ehl-i sünnet itikadı gereği tekfirden uzak dururuz. Bunun için o sözlerin aslını araştırıp tevil etmeye çalışırız.

İmam-ı Rabbani Hazretleri cem makamını geçerken söylenen sözlerin şeriate uymadığını şeriate uymayanın da hakikat olamayacağını söylediği gibi biz tasavvuf ehli olarak Şeriate uymayan hiçbir sözü kim söylerse söylesin kabul etmeyiz hoş görmeyiz.

Bayram Hoca İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin öyle bir söz söylemediğini ifade etmişitir. İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin, Şeyh Hamid Nehari’ye yazdığı 393. Mektupta Aynü’l-Kuzat’ın, Temhidat aldı eserinde söylenen:

“O ki, siz İlâh olarak bilirsiniz, bize göre Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olmaktadır. O ki, siz Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olarak bilirsiniz, bize göre yüce Sultan İlâh’tır.”

Diye söyleyenlerin sözünün açıklanmasını İmam-ı Rabbani Hazretileri şöyle açıklıyor. Bu misillu ibareler, tevhidden haber verip sekrin galebesi hallinde meşayihten sudur etmektedir. O sekrin galebesi dahi, cem mertebesi bu tarikat küfrü... diye anlatılır.

Bu halde iken bu makamda olanlar sekrin galebesi hallinde Allah'tan başka bir şey görmezler onun için zahirde küfür gibi gözüken acayip sözler söylerler.Yukardaki sözü söyleyenler şöyle hissederler.: "Sizin Allah ve Muhammed’i farklı görmeniz bize göre öyle değildir. İkisi birbirinin gayrı değildir. Birlerden bir bir değil, ikincisi olmayan (ehad) bir olarak görüyoruz. İkincisi olmaktan münezzeh görüyoruz" diyorlar." Yani, ikinci bir varlık olmadığına göre Hazreti Muhammed ondan nasıl ayrı olabilir." diyorlar, diyor İmam-ı Rabbani Hazretleri.

"Evvel, ahir, zâhir, bâtın Allah (Celle Celâlulû) olduğuna göre, ikinci bir varlığa mahal kalmıyor demek, cem’ül-cem makamındaki bir hal, salik tamamen bir gaybûbet halindedir. Kendini böyle bir duyma ve hissetme zemzemesi içinde bulan hak yolcusu, artık ne başkalarını ne de kendini duymaz hissetmez.
Hak’tan gayrı her şeyi, O’nun ziya-i vücûdunun bir gölgesinin gölgesi olması itibarıyla unutur ve bütün benliğiyle asla yönelir. O halde Allah (Celle Celalühü) başka bir varlık düşünemez.

İşte bu haldeyken ikinci bir varlığı göremediği için Hazreti Muhammed Allah (Celle Celalühü)’tan nasıl ayrı olabilir, diyerek bir görüyolar. Bu bir görme, bizim anladığımız eşit anlamında değildir.

Bu görüş, cem mertebesine mahsustur. Kişi bu makamdan geçtiği zaman, yine yaratılanları ve yaratanı, tıpkı en başta olduğu gibi farklı bulurlar. Allah tektir eşi benzeri yoktur. Hazreti Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğu gerçeğine döner ikisini aynı değil, farklı görür. Yani sülûkün sonunda varılan yer, yine şeriatin hakikat olduğu, şeriatin haricinde hakikat olmadığıdır. Şeriate uymayan hakikat, hakikat değildir. Yani cem makamını geçerken söylenen sözlerin, şeriate uymadığını, şeriate uymayanın da hakikat olamayacağını söylüyor.

İmam-ı Rabbani Hazretleri:

Hallac-ı Mansur’un, bu makamdan çıkıp normale dönmesi lazımdı. Dönemediği için yargılandı ve öldürüldü. Fakat o kararı veren tasavvuf âlimleri ve diğerleri Hallac-ı Mansur’u tekfir etmedi.

Bu makamından çıkamayan Hallac-ı Mansur "Enel-Hak dedi. Bu sözün anlamı, (Ben Hakkım) demek ise de (Haktan başka hiç kimse yok) demek istemişti.
Bu makamda Hak’tan gayri her şeyi, O’nun ziya-i vücudunun bir gölgesinin gölgesi olması itibarıyla unutur ve bütün benliğiyle asla yönelir.

Hallac-ı Mansur, o halde Allah (Celle Celalühü)’tan başka bir varlık düşünemediği için, kendini de yok gördüğü için “Ben Hakk’ım!” derken kendini değil, Allah Celle Celaluhû’yu kasdetmiştir. Çünkü Allah Celle Celaluhû’dan başka bir varlık düşünmüyor, görmüyordu. Mekkeli müşrikler bile Allah eşittir putlarımız, dememişken olayı bu yöne çekmeye çalışıp böyle olduğunu insanlara anlatmaya çalışanlar var. Ya yukarda anlatılanları bilmediğinden ya da art niyetli kimseler olduğu için böyle konuşuyorlar.

Bu sözlere zahiren küfür denebilinir. Ama o sözü söyleyenleri şirk ile tekfir etmemek lazım.Normal iken mantıklı ve sözlerine itimat edilen bir insanın içki içip, şarhoş olması sonucunda, kendinde olmadan söylediği acayip sözleri, ameliyattan önce narkoz verilmiş bir insanın acayip sözleri, psikolojik tedavi gören bir kimsenin söylediği acayip sözleri, bir kişinin aşırı sevinçli ve heyecanlı anlarında söylediği acayip sözleri sağlıklı bir insan sözü gibi görülmez, bulunduğu duruma göre mazur görülür.

Hazreti Yusuf’un güzelliği karşısında, kadınlar kendinden geçip ellerini kestiklerini bile hissetmiyor. Manevi bir makamda Hak’tan gayrı her şeyi, O’nun ziya-i vücûdunun bir gölgesinin gölgesi olması itibarıyla unutup ve bütün benliğiyle asla yönelerek Allah (Celle Celaluhû)’tan başka bir varlık düşünemeyen o Allah dostlarının hallerini ve kendinde olamayışlarını düşünebiliyor musunuz?

Kişi bilmediğinin düşmanıdır. Bu halleri bilmeyen, yaşamayan, anlayamayan günümüzde Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin adam kazanmak, münazarada haklı çıkmak için tasavvufu kötü göstermek için, belden aşağı vurarak Allah dostları, büyük velilerden sadır olan sözleri araştırmadan, diğer sohbetlerini dinlemeden, eski kitablarına bakmadan, tevil etmeden sekir halindeki o sözülere değerlendirme yapmaları doğru mudur?

Geçmişteki ve gelecekteki bütün hayatını, kişiliğini, itikadını hepsini hemen tekfir ediyorlar.Hem Müslümanların birlik beraberliğine, hem kendilerine, hem de onlara inanıp bir Müslüman’ı tekfir etmek durumunda kalan Müslümanlara zarar veriyorlar.Fakat Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin görüşlerinin kaynaklarından biri olan İbn Teymiyye sekr yani manevi sarhoşluk hakkında bazı büyüklerin bu halde iken söyledikleri şeriat dışı sözlerinden bahsediyor, günah olmadığını söylüyor.

İbn Teymiyye diyor ki: ‘Bu kişiler hakkında şöyle hükmedilir: kişinin aklı haram olmayan bir şeyden gitti ise, o zaman ondan sudûr eden yasak sözlerden ve fillerden sorumluluk yoktur. ”

Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin, kendi âlimlerinin bu sözüne uyup bu halde olan velileri tekfir etmemelerini beklerdik.

Hayatlarını devamlı namaz, oruç, zikir ve ibadet ile geçiren o Allah dostlarını küçük bir çocuğun bile söylemeyeceği, o küfür sözlerini söylediğini düşünmek, o kişinin tasavvufu veya o kişinin yaşadığı o cezbe halini bilmediğini, anlamadığını gösterir. Ayrıca o sözlerin bir kısmı, o âlimlerin kitaplarına sonradan sokulmuştur. Bunu İslam dinine zarar vermek, Müslümanlar arasında fitne çıkartmak isteyen müsteşriklerin yaptıkları, tarihi vakıalarla bilinmektedir.

Bayram Hoca’yı söylediği sözden dolayı tekfir edenler, yukarıda anlattıklarımızı bilmiyor olabilirler. Fakat ehl-i sünnet itikadı gereği tekfirden uzak durup o sözü tevil etmeleri gerekirdi. Nasıl tevil edilebilinir ki biz tevil edemiyoruz derlerse, o zaman şu kısa açıklamayı yapmamız gerek.

Kaynak : Selefilik Adı Altındaki Görüşlere Selefice Cevaplar - Seyyid Ali Hoşafçı