Sahabe-i Kiram Hakkında Müslümanların Sahih İtikadı Nasıl Olmalıdır.Osmanlı Ulema ve Hulefasından Ömer Nasuhi Bilmenin Bu Değerli Eserini Okumak İçin Tıklayınız.

İftiraların Merkezindeki Büyük Veli : Mevlana K.s

Yayınlanma Manşet

İhsan Şenocak Hocaefendi | İslam tarihinde meydana gelen fikri ya da içtimai krizlerin oluşum safhalarında etkin olarak yer alan zındıklar müslüman kimliği altında, özellikle nüfuz sahibi alimlerin metinlerini tahrif etmiş sonrada onlar üzerine tekfir içerikli reddiyeler yaz(dır)mışlardır. Böyle bir usul benimsemelerinin arka planında, insanları onların adlarıyla sapıklığa sürüklemek ve sevenlerinin zihinlerinde şüpheler uyandırmak vardır.

Nitekim Ahmed b. Hanbel (ra) ölüm hastalığında iken yastığının altına hileyle sapık akidevi görüşleri ihtiva eden bir metin koymuşlardır. Eğer icazetli talebeleri Onun sağlam akidesini bilmiyor olsaydı, yastık altında buldukları metinle pekala yanlış bir yol benimseyip günaha saplanabilirlerdi. Aynı şekilde Mecduddin Fîruzâbâdi adına Ebu Hanife’yi ret ve tekfir eden bir kitap uydurup Ebu Bekir el-Hayyad’a sunmuşlardır. Eseri mutalaa eden el-Hayyad Şeyh Mecduddin Fîruzâbâdi’yi yeren bir açıklama kaleme alıp Ona göndermiştir. Fîruzâbâdi, el-Hayyad’a şunları söylemiştir: “Eğer bu kitap seni günaha sürükleyecekse hiç bekleme onu yak. Zira o düşmanlara ait olan bir iftiradır. Ben Ebu Hanife’nin büyüklüğünü takdir edenlerden biri olduğum gibi O’nu anlatan bir ciltlik eser de telif ettim.” Zındıklar İmam Gazali’nin “İhya”sına da bazı meseleler eklemişlerdir. Bu yüzdendir ki Kadı Iyaz elde ettiği bir İhya nüshasının yakılmasını emretmiştir. İmam Şa’rani “el-Bahru’l-Mevrud” adlı kitabının benzer bir kaderi paylaştığını söylemektedir.[ Abdulvahhab b. Ahmed eş-Şa’rani, el-Yavakıt ve’l-Cevahir, Beyrut, 2003, s. 16).

Zındıklar tarafından eserleri üzerinde en fazla tahrifat yapılan müelliflerin başında Hz Mevlana ve İbn Arabi gelmektedir. İbn Arabi'nin Fütuhat-ı Mekkiyye ve Fususu’l-Hikem başta olmak üzere bir çok eserine zındıklar tarafından ilaveler yapılmıştır. Konu ile alakalı İmam Şa’rani şöyle bir hadise nakletmektedir. Yahya b. Muhammed el-Mağribi ile karşılaşınca Ona “Fütuhat”taki Ehl-i Sünnet akidesine uymayan bazı konuları sordum. El-Mağribi İbn Arabi’nin Konya’da kendi el yazısı ile kaleme aldığı metinle karşılaştırdığı bir nüshayı çıkardı; Fütuhat’ı ihtisar ederken gördüğüm ve tereddüt edip metinden çıkardığım yanlış fikirlerin hiç birisi el-Mağribi’nin nüshasında yoktu.[Bkz. eş-Şa’rani, a.g.e., s. 16; eş-Şa’rani Fütuhat’ı, “Levakıhu’l-Envari’l-Kudsiyye” ve “el-Kibritu’l-Ahmer” adlarını taşıyan iki ayrı kitapta ihtisar etmiştir.)

Mevlana'nın eserlerine de bu noktada ilaveler yapılmış, müstakil bir eser olarak yedinci cild uydurulmuştur. Nitekim Mesnevi'nin altı cildinden icazet alan Ahmed Cevdet Paşa, Abidin Paşa'ya yazdığı mektupta, bayağı üslubu ile iştihar eden yedinci cildin Hz. Mevlana'ya ait olmadığını, ondan 363 yıl sonra(1035) kaleme alındığını ifade eder. Bu hususu isbat noktasında da altıncı cildin sonundaki tamamlanamayan hikayeyi, önceki ciltlerde övülen İbn Arabi'nin uydurulan ciltte "Şeyh-i Ekfer" olarak zikredilmesini, Mevlana'nın tenkit ettiği Fahruddin-i Razi'nin (ra) yedinci ciltte dinin reisi olarak geçmesini nazara verir (Ahmed Cevdet Paşa, Mekteb, III, y 4, sy 33, s 308-313).

Mehmed Akif de Mesnevi'nin yedinci cildin Mevlana'ya aidiyetiyle alakalı bir soruya muhatap olduğunda şunları söyler: 'Ben bu konuda salahiyet sahibi değilim. Fakat lisan itibariyle adı geçen cild Mevlana'dan ikiyüz sene sonraki lisandır. Sırf lisan bakımından bile Mevlana'nın değildir diyebilirim."( Mithat Cemal, Ölümünün Ellinci Yılında Mehmed Akif, Ankara, 1986, 194). Devlet-i Aliye zamanındaki meşayıhı kiram da, "kim Mesnevi'nin yedinci cildi de var diyerek uydurulan bir eseri Hz. Mevlana'ya isnad ederse müfteri kabul edilip tedip edilmelidir." der. Bütün bunlara rağmen İsmail Ankaravî gibi bazı Mesnevi şarihleri yanlışlarda ya da iftiralarda hikmet arayan bir üslüp ve zorlama tevillere yedinci cildi şerhetmiştir.

Tasavvufu tenkit etmek için fırsat kollayanlar, tahkik zahmetinde bulunmadan Mevlana ve İbn Arabi ile alakalandırılan her konu üzerinden tam da iftiraların sahiplerinin amaçlarına hizmet edecek muhtevada tekfire varacak derecede ağır tenkitler yapmaktadırlar.

Bir cildi uydurulabilen ve bu uydurmanın da bazı şarihler tarafından fark edilemeyip şerh edildiği zahirken Mesnevi'de ki iki ya da üç hikayeyi bahse medar yapıp Hz Mevlana'ya saldırmak insafsızlıktır.

Aynı şekilde Mesnevi'de ki bir kaç meseleyi Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye'ye arz edip onlara muvafık değilse reddetme ve bu reddedişle Mevlana Hazretleri'ni iftiradan kurtarma cihetine gitmemek de gaflettir.