Sahabe-i Kiram Hakkında Müslümanların Sahih İtikadı Nasıl Olmalıdır.Osmanlı Ulema ve Hulefasından Ömer Nasuhi Bilmenin Bu Değerli Eserini Okumak İçin Tıklayınız.

Ölüler İşitir mi ? Mezheplerin Görüşleri Nedir ?

Yayınlanma Manşet

Hanefîler: Hanefî imâmlarının bazılarından, ölünün işitmeyeceğine dair gelen bazı ifâdeler, meseleyi kavrayamayan birtakım insanların anladıkları gibi değildir.

Bu görüş, söylenen sözü, kabirdeki ölünün işittiğine dair yapılan ye-minin geçerli olmayacağı münasebetiyle söylenmiştir. Mesela buna dair nikâh üzerine yemin edilse, kadın boş olur. Meselenin aslı şöyledir;

Fıkıhta yeminler örf esasına dayalıdır. Örfte ise “işitmek” gereğinin yapılabileceği ve karşılığı verilebilecek işitmelere denir. Hâlbuki kabirdeki, işiten ölüler cevap veremez ve işittiklerinin gereğini muhataplarına yapamazlar. Yoksa bu sözden “onlar hiç bir şekilde işitemezler” manası çıkmaz. Nitekim bu hususu Hanefî müctehidleri ve imâmlarından muhakkık Kemaleddin İbn Hümâm, “Fethu’l-Kadîr” isimli eserinde bunu açıklamıştır.
İbnü'l-Hümâm'ın bahsettiği yemin meselesine şöyle (de) cevab verilir:

Yeminler örf üzerine kurulmuştur. Ondan (yeminin bozulmadığından), ölünün işitmediği lâzım gelmez. Nitekim (âlimlerimiz), ‘biri et yemeyeceğine yemin etse, sonra da balık yese, -Allah (celle celâlühû) onu taze et diye isimlendirmesine rağmen yemini bozulmaz..’ demişlerdir.

İbnü'l-Hümâm Fethu'l-Kadîr de Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem)'i ziyaret faslında fıkıhçıların şöyle dediğini anlattı:

Kabir ziyaretinde evlâ olan baş tarafından değil de ayak ucu tarafından gelmektir. Çünki ölünün gözü yandan ileriye baktığından birincisinde ölü için eziyet vardır. (İbnü’l- Hümâm’ın Sözü Bitti)

İbnü'l-Hümâm (rahimehullah) burada, ölünün ‘görmek hissi’nin var olduğunu söylemiştir. Halbuki ‘görmek,’ ‘işitmek’ hissi’nden daha zayıftır; çünki ‘görmek’ için ışığa ihtiyaç varken ‘işitmek’ için yoktur. O, ölünün görmesi ile ziyaret eden arasında toprak tabakalarının engel olmayacağını da ifade etmiştir. (Bu sabit olunca), işitmek hissinin, alıştığı şeyden/duymaktan imkânsızlık içinde olmaması daha evlâdır.

Hanefî âlimlerinden Abdulhak ed-Dihlevî (v. 1176/1762), ve Kadı Muhammed Senâullah el-Mazherî’nin de, ölülerin işittiği görüşünde oldukları bildirilmektedir.

Şâfiîler: İmâm Subkî (v. 771/1370), ölülerin işittiği hususunda mezheplerde icma olduğunu söylemiştir.

Hanbelîler: Hanbelî âlimlerinden İbn Receb el-Hanbelî, ölülerin işit-tiğini söylemiştir.

Mâlikîler: Mâlikîlerden İmâm Kurtubî (v. 671/1272), ölülerin işittiğini ve bu konuda mezheb âlimleri arasında icma’ olduğunu söylemiştir.

▪ İbn Teymiyye ve talebesi İbnü’l-Kayyim’in bu sözlerinden sonra, ölülerin işitmediğini savunanlar, düştükleri zor durumdan kurtulmak için “Onlar da bir insandı, hata etmişlerdir. Bizim için önemli olan âyetin zâhirî manasıdır” derlerse? Biz de deriz ki:

▪ Böyle söylemiş olmanız, savunduğunuz görüşlerin kaynağı olan İbn Teymiyye ve İbnü’l-Kayyim’in anlaşılması bu kadar basit olan âyetin zâhir manasını anlayamayıp, hata ettiklerini kabul etmiş olursunuz. Böylece âlimlerinizin daha karışık ve zor meselelerde de hata edebileceği manasına gelir. Siz de onların takipçisi olduğunuzdan dolayı, birçok konuda hata edebileceğinizi itiraf etmiş olursunuz.

عن عائشة رضى الله عنها قالت: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ما من رجل يزور قبر اخيه ويجلس عنده الا استأنس به ورد عليه حتى يقوم.

Hazreti Âişe (radıyallahu anhâ)’den rivâyet edilen bir hadiste, Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor: 

“Bir adam, kardeşinin kabrini ziyaret edip yanına oturduğunda, o kendisini tanıyarak sevinir, verdiği selâma karşılık verir, bu hal kalkıncaya kadar devam eder.

İbn Abdi’l-Berr (v. 463/1071), “Et-Temhid ve El-İstizkâr” (isimli iki kitabında), İbn Abbâs (radıyallahu anhumâ)’ın şöyle dediğini rivâyet etmiştir:
“Kim, dünyada tanıdığı bir kardeşinin kabrine uğrar da, ona selâm verirse mutlaka onu tanır. Ve ona Aleykümü’s-Selam, der.”

Abdülhak İşbîlî (v. 852/1185), bu rivâyetin isnadının sahih olduğunu söyledi. Hafız İbn Receb el-Hanbelî (v. 795/1393), “Bu rivâyetin isnadının sahihliği demek, râvîlerinin tamamının güvenilir olduğu demektir, öyledir de. Ancak hadis garib, hatta münkerdir” dedi. İbn Receb’e göre İmâm Beyhakî ve Hâkim’in rivâyet ettiği ve sahihtir dediği sınırlandırma getirmeyen rivâyet daha sahihtir. (Yani “tanıdığı” ilavesi bulunmayan hadis.)

İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye (Ruh kitabının 137. Sayfasında):

Kabir azabı ve nimetiyle ilgili geçen hadisler ve kabir ehline selâm vermek, onlarla konuşmak ve ölülerin ziyaretçilerini bilmesi ile ilgili geçen bütün hadisler, Abdi’l-Berr’in mütevatir kabul ettiği hadislerdir, demiştir.

İbnü’l-Kayyim “Kitâbü’r-Rûh” (60-70 arası)unda, bu meseleyi uzun uzun anlattı. Sıhhatine dair çok deliller, sözler ileri sürdü ve nihayet şöyle dedi: Bu meselede, ölülere selam vereni ziyaretçi diye isimlendirmek sahih olmazdı. Çünkü ziyaret olunan, kendini ziyaret edeni bilmezse ”onu ziyaret etti” denmesi doğru olmazdı.

Bütün insanlarda, ziyaretten anlaşılan mana budur. Yine onlara “ölü-lere” selam vermek de böyledir, (delil olarak yeter). Çünkü anlamayan birine selam vermek ve o kişinin de selam vereni bilmemesi muhaldir.

Âişe (radıyallahu anhâ) şöyle demiştir: “Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) benimle olduğu gecenin sonunda Baki’ kabristanına çıkar ve:

السلام عليكم دار قوم مؤمنين وأتاكم ما توعدون غدا مؤجلون وإنا إن شاء الله بكم لاحقون اللهم اغفر لأهل بقيع الغرغد.

“Müminler topluluğunun yurdu! Esselâmü aleyküm! Vadedilen şey si-ze geldi, yarına ertelendiniz. Bizler de inşâallah sizlere kavuşacağız. Allah’ım! Bâki’ Gargad ehline mağfiret et! derdi.” 

Muhammed b. Hımyer anlatıyor: “Ömer b. el-Hattâb (Radıyallahu anh) Garkad Kabristanı’na uğradı ve: Ey kabir sakinleri! Bizdeki haberler şunlardır: Karılarınız kocaya vardı, evlerinize başkaları yerleşti, servetiniz bölüşüldü! diye seslendi.

Gaipten gelen bir ses kendisine şu karşılığı verdi: Bizdeki havadisler de şu: Dünyadan gönderdiğimiz hayırları burada bulduk, Allah (Celle Celalühü) yolunda harcadıklarımızın kârlarını aldık, harcamadıklarımızdan ötürü de zarara uğradık.

İbni Kesir’in tefsirini tahrif ediyorlar.

İbni Kesir yazıyor: Ibni Asakir Amr Ibni Camahin biografisinde nakletti ki:

”Hergün camiye ibadetleri için gelen genç bir adam vardı. Birgün kötü niyyetli bir kadın onu kendi evinde davet etti. O, evdeyken Kur’an’dan yüksek sesle “Takvâya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah’ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler.

(Şeytanların) dostlarına gelince, şeytanlar onları azgınlığa sürüklerler. Sonra da yakalarını bırakmazlar.” Ayetlerini yüksek sesle okudu, çökerek Allah korkusundan öldü. Halk adamın cenaze namazını kıldı ve onu defnetti.

Hazreti Ömer(r.a) :”Hergün ibadet icin camiye gelen genç nerede?” diye sordu. Onlar onun vefat ettigini ve onu defnettiklerini söylediler. Hz.Ömer(r.a) gencin mezarina gitti ve gence seslenerek Kur’an’dan “Rabbinin huzurunda durmakdan korkan kimseler için iki cennet vardır” ayetini okudu. Mezardaki genç adam ” Allah bana senin dediğinin iki katını lütfetti” diye cevap verdi.

(Tefsir Ibni Kesir, cilt 6,sayfa 496,7:202 asagisi (yani Araf suresi 202. ayetin tefsiri bölmesinde) Halbuki bu güzel sözleri bazıları İbni kesir’in tefsirinden çıkarmışlardır.

Hazreti Ömer’in (r.a) mezarı ziyaret etmesini,ölü bir gence seslenmesini kabul etmek istemeyenler çıkış yolunu kitabı tahrif etmekte görmektedirler.

Ölülerin işitmediğini iddia edenlerin itibar ettikleri âlimlerinden olan İbn Teymiyye’nin talebesi İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye (v. 751/1350), bakın neler diyor: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ümmetinin ölülere: “Ey müminler topluluğu! Allah (Celle Celalühü)’ın selâmı üzerinize olsun! Esselâmü aleyküm dâra kavmin mü’minin!” şeklinde, selâmlarını alıyormuş gibi selâm vermelerini önermiştir.

Haddi zatında, bu şekilde selâmı duyan, düşünen insanlara verilir. Ölüler kendilerine verilen selâmı duymamış olsalardı (ki, var olmayana ve cansıza hitap olacağından) abes olurdu. Ölünün ziyaretçileri tanıması tevatüren sabit olduğu gibi, selef âlimleri de bu konuda müttefiktirler.

İbn Teymiyye ve talebesi İbnü’l-Kayyim’ın fikirlerini alıp savunanlara ve onların yolundan gittiklerini iddia edenlere sorarız, İbn Teymiyye; ölünün işitmediğini savunanların suç işlediğini söylüyor.

Talebesi İbnü’l-Kayyim ise, ölülerin işittiğini ispatlamak için tafsilatlı bir kitap yazmış, ayrıca dört mezheb âlimleri ölülerin işittiği hususunda icma’ olduğunu söylemişlerdir. Sizin ilminiz, İbn Teymiyye, İbnü’l-Kayyim ve dört mezheb âlimlerinden daha mı fazla?

Bu âlimlerin hepsi hata mı yaptı?

Yoksa siz mi hata yapıyorsunuz?!