Sahabe-i Kiram Hakkında Müslümanların Sahih İtikadı Nasıl Olmalıdır.Osmanlı Ulema ve Hulefasından Ömer Nasuhi Bilmenin Bu Değerli Eserini Okumak İçin Tıklayınız.

Hz.Ali r.a Hadisi ve kabirler üzerine bina ve mescid yapmak

Yayınlanma Manşet

Kabir üzerinde bina yapmak, eğer o binalar kabrin etrâfındaysa [1] bu, ister ev, ister medrese, ister kubbe,yâhud isterse mescid olsun, câizdir.

Ve yine ortaya çıkmıştır ki, câizliğe, yasaklığa yâhud mekrûhluğa delâlet eden şu delîllerin arasını bir araya getirmek vâcib olan, kesinleşen bir cemdir ki, delîller arasında görünürdeki çelişkinin ortadan kaldırılması içün kat’îleşen bir vâcibdir.

Delîl ve bürhan ile de pekiştirilen şu barıştırma ile bu kalkmıştır. Geriye bu fetvâyı soran kimsenin sözünü ettiği hadîsin cevâbı kalmaktadır. Bu da Hazreti Ali radıyellâhu anhu hazretlerinin hadîsi ve Ebu’l-Heyyâc’a ‘seni Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem’in beni gönderdiği şart üzere gönderiyorum’ dediği ‘yerle bir etmediğin bir timsâl, düzlemediğin bir yüksek kabir bırakma’ [2] hadîsidir. Buna birçok yönlerle cevâb verilir.

Birinci Vecih: Bu, İslâm ulemâsının ittifakıyla zâhir ma’nâsı terk edilen bir haberdir. Çünki imâmlar kabrin düzlenmesini mekrûh ve bir karış kadar yüksek yapılmasını müstehâb görmektedir. Hatta Hanefîlerce bunun vâcibliğine dâir bir görüş de vardır.

İkinci Vecih: Bu hadîs Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem’in sâbit sünnetine ve sahâbenin ondan sonraki kabirleri yükseltmek ve balıksırtı gibi yapmak husûsundaki âdetine ters düşmektedir. Ve aynı zamanda bu, Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem’le iki arkadaşının kabirlerine muhâliftir. soranın kendisi o zaman zikretmiş olduğu hadîsler hakkında anlatmıştı. Öyleyse, şu iki şeyden bir tanesi mutlaka lâzımdır: bu hadîs, haddi zâtında sâbit olmayan, veyâhud da mutlaka zâhirinden başka hadîstir.

Üçüncü Vecih: Sened ve ma’nâ bakımından kendisinden daha kuvvetli olan başka hadîslerle beraber ittifak hâlinde olması içün, zâhirinden başka bir ma’nâ üzerinde olduğu ve reddinin veya te’vîlinin vâcib olduğu sâbit olunca, buna imâmlar ve fukahâ birçoklarının da zikretmiş olduğu gibi şöyle bir cevâb vermişlerdir ki, İmâm Nevevî onlardan birisidir. O, Şerhü’l-Mühezzeb’te şöyle demiştir: Bunun hakkında ashâbımız cevâb ve şöyle demişlerdir: etmemiştir. Sadece, hadîslerin arasını cem etmek içün üstünün düzlenmesini etmiştir.’(Nevevî’nin Sözü Bitti.)

Yani Şafiîler ve onlara muvâfakat düz yapılmasının, balıksırtı gibi yapılmasından evlâ olduğuna dâir olmuş olmaktadır. Şâyet onunla murâd edilen bu olursa, onların kuvvetli hüccet olmaktadır.

Dördüncü Vecih: Ki bizce doğru olan da budur. Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem bu hadîsiyle müşriklerin câhiliyye döneminde mukaddes saydıkları ve Sahâbe’nin fethettiği kâfir memleketlerindeki kabirleri murâd etmiştir. Bunun delîli de onlarla beraber zikretmiş olduğu timsâllerdir. Yoksa Müslümanların kabri hakkındaki sünnet ve sahâbenin ameli, bunun aksinedir.

Yukarıda geçmişti ki, şehîdlerin kabri yüksekti. Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem ve arkadaşları radıyellâhu anhumâ’nın kabirleri yüksekti. Nitekim bunu, bu soruyu soranın kendisi tenkîdçinin hüccet olarak ileri sürdüğü hadîslerde bulunduğunu zikretmişti. Bunu yapanlardan birisi de Ali İbnu Ebî Tâlib radıyellâhu anhu’nun kendisidir. Çünki bunu yaparken Medîne’de olup, (Ümmetin) işler(in)de ehlü’l-hâl ve’l-akd [3] olan kimselerdendi. Böyle bir iş, O’nun muvâfakatı olmadan yapılamazdı. Şâyet O’nun yanında Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem’den kabirlerin yerle bir edilmesine dâir bir emir bulunmuş olsaydı, O’nun ve iki arkadaşının kabirlerinin yükseltilmesine muvâfakat etmezdi.

O halde buna rağmen Ebu’l-Heyyâc’a kabirleri dümdüz etmesini emretmeyi nasıl câiz görebilir?!.. Hâlbuki yine geçmişti ki, Hakîm-i Tirmizî, Fâtıme aleyhesselâm’dan Hamza’nın kabrine geldiğini, onu tamir ve ıslâh etmekte olduğunu rivâyet etmişti.

Aynı şekilde bunu Müsedded Müsned’inde rivâyet etmiş olup onu ondan İbnu Abdilberr et-Temhîd’de nakletmiştir ki, Fâtıme radıyellâhu anhâ her sene Hamza radıyellâhu anhu’nun kabrine gelir, onu tamir ederdi. Bu Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem’in hayatındadır. Çünki Hazreti Fâtımâ radıyellâhu anhâ ondan sonra sadece altı ay yaşamıştır.

Nitekim O bunun içün sadece kocası Ali İbnu Ebî Tâlib’in izni ve muvâfakatıyla dışarı çıkardı. Şâyet Hazreti Ali’nin yanında Nebî sallellâhu aleyhi sellem’in kabirlerin dümdüz edilmesine dâir emir olsaydı, Ebu’l-Heyyâc’ın dediği gibi bu husûsta hanımına muvâfakat etmezdi. Ve yine onun yanında Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem’den bu husûsta bir emir bulunsaydı, onu yerine getirmekten ve işi buna vardırmaktan bilhassa kendi hilâfeti zamanında geri durmazdı.

Geçmiş eserlerde (sahâbe rivâyetlerinde) ve başkalarında sâbit olmuştur ki, sahâbe ve şehîdlerin kabirleri Hulefâ-i Raşidîn ve onlardan sonraki Tâbiîn zamanında yüksektiler. Bu yüzden Hazreti Ali Hazretlerinin murâdının mutlaka müşriklerin kabirleri olması veya [4] haberin merdûd olması vâcib olmuştur. Bundan başkası asla olamaz.

Sözü Edinen Hadîse Tutunanların Hatâsı

Bununla, bu hadîse tutunanların, kabirlerin dümdüz yapılması ve üzerlerindeki bina ve kubbelerin yıkılması kanaatinde olanların hatâsını bilmektesin. Nitekim boynuza mensûb kimseler böyle hatâ etmişlerdir ki, onlar bunu Medîne’deki, Mekke’deki ve onların dışındaki ele geçirdikleri memleketlerdeki sahâbe, velîler ve sâlihlerin kabirlerinde yapmışlardır.

Onların kendi (Necid) topraklarına gelince; İslâm’ın zuhûrundan zamanımıza kadar Allah teâlâ oradan ne bir velî, ne de bir sâlih kimse yapmamıştır. Orada sadece ve sadece şeytânın ve şeytânın tâbiileri olan 13. ve ondan sonraki asrın hâricîlerinin boynuzunu yaratmıştır. O halde onlara kanan, bozuk mezheblerine, bâtıl görüşlerine ve sapıklıklarına yardımcı olan kimseler Allah’tan sakınsınlar. Bu mezheblerinin bozukluğu, görüşlerinin bâtıllığı ve sapıklıklarına dâir Efendimiz sallellâhu aleyhi ve sellem’in açık ifâdeleri vardır ki, O, onları cehennem köpekleri diye isimlendirmiştir.

Ve onların gök kubbesi altındaki kimselerin en alçağı olduğunu, okun yayından fırladığı gibi dinden çıkacaklarını (ve buna rağmen), onların yaratılmışların sözlerinin en hayırlısını söylemekte olduklarını haber vermiştir. O en hayırlı söz de, avurtlarını doldura doldura söylemekte oldukları tevhîd, sünnetle amel ve bid’atlerle muhârebe sözüydü. Hâlbuki onlar bid’ate dalmış ve boğulmuş kimselerdi. Hatta görünürde ibâdetteki gayretleri ve dine tutunmalarına rağmen okun yaydan fırladığı gibi dinden çıkmaya götürecek bid’atlerinden daha şerli hiçbir bid’at yoktur. Nitekim Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem onları vasfederken şöyle buyurmuştu: ‘Sizden biriniz kendi namazını onların namazının yanında, orucunu da onların orucunun yanında küçümser.Onlar Kur’ân okurlar, ama okudukları Kur’ân boğazlarından öteye geçmez. [5]

İşte bu sebeble Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem Yemen ve Şam’a duâ ettiği zaman, Necid içün duâdan kaçınmış ve şöyle buyurmuştur: ‘Ey Allah’ım! Bizim içün Yemen’imizde bereketler ver. Ey Allah’ım bizim içün Şam’ımızda bereketler ver’ Bunun üzerine (Ashâb) Ya Resûlellah! Necid’imiz hakkında da (aynı duâyı yap) dediler. O, duâyı Yemen ve Şam içün tekrâr yaptı, onlar da sözlerini tekrâr söylediler. Bunun üzerine ikinci yâhud üçüncü defa Necid’e neden duâ etmediğinin sebebini açıklayarak şöyle buyurdu: ‘Oradadır sarsıntılar ve fitneler. Orada doğacaktır şeytânın boynuzu’ [6]

Oradan kendisinden zelzeleler ve fitneler hâsıl olan sapık ve saptırıcı Muhammed İbnu Abdülvehhâb’dan başka (sapıklığıyla meşhûr) kimse zuhûr etmemiştir. Dolayısıyla Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem’in haber verdiği ve Necid içün kendi yüzünden duâ etmekten kaçındığı, şeytânca da’veti sebebiyle sâdır olan fitnelerdendolayı şeytânın boynuzu o olmaktadır ki, onun şeytânca da’vetine ancak açıkça küfre giren [7] ve işinin netîcesi ilhad ve dinden çıkmak olan kimse tutunmuştur.

Nitekim bu asrın ilhadla meşhûr olan diğer mülhidlerinde bu görülmektedir. Çünki onların tamamının işlerinin başı şeytânın boynuzunun mezhebine tutunmaktır. Nitekim bu, ilim, haber ve ıttıla’ (kaynakları ve meselleri görmek) sâhibi olan kimselerce bilinen bir şeydir. Allah teâlâ’nın (bana) sorulan suâle cevâb vermek husûsunda müyesser kıldığı cevâb işte budur. [8]

Dipnotlar :

[1] Kabri örtüp, onun yani cesedin bizzat üzerini kapatacak şekilde bina edilmesi yapılmaması.
[2] Geçti
[3] Çözülmesi gereken siyâsî ve başka içinden çıkılmaz mes’eleleri çözecek olan ulemâ topluluğu.
[4] Ma’nânın doğru olabilmesi içün burada bir ‘ev’/‘veya’ kelimesinin bulunması gerekmektedir. Aksi takdîrde cümlede bir bozukluk görülmektedir ki, bunun bir matbaa hatâsı olduğu açıktır.
[5] Buhârî (3414), Müslim (1064), İbnu Hibbân (6741)
[6] Ahmed (2/118), Buhârî (990), Tirmizî (3953), İbnu Hibbân (7301)
[7] Ğumârî burada mutlak konuşmakla bizce hatâ etmektedir. Doğrusu, bunu hepsine ta’mîm ve teşmîl etmek yanlıştır.
[8] Târîh: 1996 m, 1417 h, Basım, Dağıtım ve Neşir Hakkı Kâhire Kitâbevi, Ezher - Kâhire

İktibas : Guraba mecmuası 14.Sayısı 

Kabirlerin Üzerine Cami ve Kubbe Yapmanın (Yasak Değil de) Müstehâb Olduğuna Dâir Delîllerden