Sahabe-i Kiram Hakkında Müslümanların Sahih İtikadı Nasıl Olmalıdır.Osmanlı Ulema ve Hulefasından Ömer Nasuhi Bilmenin Bu Değerli Eserini Okumak İçin Tıklayınız.

Hz.Ömer R.a Ebu Hureyye R.a'ı Dövdümü.?

Meknûn tarafından yazıldı.. Yayınlanma İktibaslar

Hüseyin Işık (Beheştî) adlı Ca'ferî bir Türk gencinin fikritakip.com'da ortaya attığı iddialara karşı cevaplarımızı sıraladığımız bir önceki yazının 13. maddesi, şahsımıza yöneltilen şu soruyla sonlanmıştı: "Halife Ömer başka hangi valisine Ebu Hureyre'ye davrandığı gibi davranmıştır?"

Tarihî rivayetleri bir bütün halinde ele almak yerine içinden bazı kesitleri cımbızlayarak takdim etmenin, Tarih'e yapılan en büyük hıyanet; hakikati arayanlara yapılan en büyük kötülük olduğu, öyle ümid ediyoruz ki, aşağıdaki cevabımız okununca anlaşılacaktır.

14) Ebû Rayye'nin sıklıkla müracaat ettiği müfessir ve muhaddis İbn Kesîr, "el-Bidâye ve'n-Nihâye"de Ebû Hureyre (r.a.)'ye ayırdığı bölümde şöyle der: "Ebû Hureyre'nin birçok fazileti, çok sayıda menkıbesi, güzel söz ve nasihatleri vardır... Emîr olduğu vakit Ömer b. el-Hattâb onu Bahreyn'e vali olarak gönderdi. Bütün valilerine yaptığı gibi onun da malını alıp taksim etti. Abdürrezzâk – Ma'mer – Eyyûb tarîkiyle İbn Sîrîn'in bildirdiğine göre 10 bin dirhemle Bahreyn'den döndü. (...) Araştırdılar ve dediği gibi olduğunu gördüler. Daha sonra Hz. Ömer onu tekrar Bahreyn'e vali olarak göndermek istedi ama o reddetti."[ii]

Hz. Ömer'in valilerine uyguladığı bu sert muamelenin sebebini Ebû Ubeyd el-Herevî (ö. 224) şöyle izah etmektedir: "Amr b. es-Saık valilerin mallarının artmakta olduğunu görünce bundan hiç hoşlanmadı ve Ömer b. el-Hattâb'a birkaç beyit şiir yazdı. Bunun üzerine Hz. Ömer, aralarında Sa'd b. Ebî Vakkâs ve Ebû Hureyre'nin de bulunduğu valilerine haber göndererek mallarının yarısını alıp yarısını onlara verdi."[iii]  "Ebû Mûsâ el-Eş'arî'yi Basra'dan azledip malının yarısını aldı, Kudâme b. Maz'ûn ve (kendi malıyla ticaret yapan) el-Hâris b. Vehb'i de azledip onun da malının yarısını aldı."[iv]

Hz. Ömer'in bu davranışı, duyduğu gerçek bir şüpheden ziyade, kendi ictihadına dayanarak ve Müslüman halkın daha iyi idaresi için aldığı siyasî bir karardan ibarettir. Hz. Ömer, kendisi için istediğini Sahâbe (r.anhüm) için de isterdi. Kendisine bağlı olarak çalışan memurlarının mallarına en ufak bir leke sürülsün istemezdi…

Hatta Hz. Ömer, uzun süre şahsı için dahi Beytü'l-mâl'den yiyecek olarak hiçbir şey almamış, ancak günün birinde zaruret hasıl olunca bu konuyu sahâbeye danışmış, neticede Hz. Ali (r.a.)'nin "sabah ve akşam birer kere al" demesi üzerine iknâ olmuştur. İbn Sîrîn'in Ebû Hureyre (r.a.)'den naklettiği bir rivayetin sonunda yaptığı şu izah, meseleyi kökünden halletmektedir: "Önce onlardan alır, sonra bundan daha faziletlisini onlara verirdi. Ki bu hâdiseden sonra ona: Vali olmuyor musun yâ Ebâ Hureyre? diye sormuştu..."[ii]

Ebû Rayye bu ve bunun gibi, senedli ve sahih haberleri bırakıp, hâdiseyi İbn Abdi Rabbih'in "el-Ikdü'l-Ferîd"inden aktarmakta, oradaki senedsiz rivayette geçen "sonra kamçısıyla üzerine yürüyüp kan akıncaya kadar onu dövdü" cümlesi üzerine senaryo yazmaktadır. Oysa senedi sepeti olmayan [bu tabir, kulaktan kulağa yayılan asılsız haberlere ıtlak olunan "Lâ senede lehû ve lâ sebete fîhi" (senedi sebeti yoktur) ifadesinden dilimize geçmiştir[iii]] işbu rivayetin ardından, Ebû Hureyre'nin: "Ben Allah'ın ve Kitabı'nın değil, onlara düşman olanın düşmanıyım" diye karşılık verdiği rivayet gelmektedir. Ancak sıhhatinde şüphe olmayan ve üstelik İbn Ebi'l-Hadîd'in de naklettiği[iv] bu ikinci rivayet, Ebû Rayye'nin işine gelmemektedir. İsnad zinciri bilinen, sağlam görgü şahidlerine ve âdil râvîlere dayanan rivayetlerin, gerekli şartları taşımayan rivayetler karşısındaki konumuna, yakın zamanda tanık olduğumuz bir gazete haberi[v] güzel bir örnektir.

Aralarında Hz. Ali (r.a)'nin de bulunduğu Ashâb nazarında Hz. Ömer, elindeki kamçıyı çarşı-pazarda ve sokakta te'dîb ve irşad maksadıyla taşıyan ve sadece Allah'ın rızasını ve mü'minlerin ıslahını gözeten bir insandı. Öyle ki, "Ömer'in kamçısı sizin kılıcınızdan daha heybetlidir" (Le-dirratü Umere ehyebü min seyfiküm) sözü dillere yerleşmişti.[vi] İbn Ebi'l-Hadîd'in, daha önce (5. maddede) Allah Rasûlü'nün damadı Hz. Ali'ye kızgınlığını, "bir ailenin evlâdını azarlaması gibi Ali (a.s.)'yi azarlamış, bir babanın çocuğunun görüşünü sorgulaması gibi sorgulamıştı" diyerek te'vil edişini hatırlayalım. İstenildiği takdirde nasıl da makul yorumlar bulunabiliyor. Yeter ki niyet iyi olsun.

Öyle görünüyor ki Hz. Ömer (r.a.), kusurlu olduğuna inandığı insanlara beklemedikleri şekilde sert çıkarak ilk tepkilerini ölçüyor; karşı taraf dik duruş sergiler ve haklılığını ispat ederse geri adım atıyordu. Kaldı ki Ömer'in kırbacıyla yüz yüze gelmek için vali iken mal biriktirmiş olmaya da gerek yoktur. Devlet ricâlinin, tebaanın fıkhî sorularına verecekleri yanlış bir cevap bile kırbaçlıktır.[vii] 

Hâsılı; geceleyin odun toplayan kimse misali, her rivâyete itimat edip sahîhini sakîminden ayırmaya lüzum görmezseniz, en başta kendi saygınlığınızı yitirirsiniz. Saygınlık ne kelime; idam fermanınıza kendi ellerinizle attığınız bir imzadır bu. Harran muhaddislerinden Abdülkerîm b. Mâlik el-Cezerî (ö. 127), talebesi Süfyân b. Uyeyne'ye "hâtıbu leyl"in ne olduğunu şöyle anlatır: "Geceleyin odun toplamaya çıkan adama derler. Eli bir engereğe denk gelir; o da onu öldürür. İlim talibi için de aynı şey geçerlidir. Gücünün yetmediği bir ilmi yüklenmeye kalkarsa, o ilim onu öldürür."[viii] İmam Şâfiî'nin öğrencisi er-Rabî', "Nereden?" sorusunu sormayan rastgele ilim toplayıcılarına hamleder bu tabiri.[ix]

Bu yüzdendir ki, İbn Kesîr'in, "Sözlerinin çoğu Şiîlik davası güttüğüne/teşeyyu'una delalet eder

  • dediği İbn Abdi Rabbih'in eserindeki rivayetlere teennî ile yaklaşmak, muhaddisler arasında bilinen bir konudur. el-Ikdü'l-Ferîd, İbn Hallikân'ın tabiriyle "her şeyi ihtiva eden" bir kitaptır.[xi] Bir hadis kaynağı değil; Arap edebiyatı, Arapların nesebleri, şiir, belâğat, lugat, nasihatler, devlet idaresi, kâtipler, savaşlar, âdâb-ı muâşeret v.s. hakkında İslâm Tarihi'nden anekdotlar içeren bir "genel kültür ansiklopedisi"dir. Bu tür senedsiz haberlerle dolu kitaplara dair hükmü, daha önce 10. maddede zikretmiştik.

 

15) Yazar ilk makalesinde şöyle diyordu: "Ömer onu kamçılayarak dedi ki; 'Hadis nakletmekte çok ileri gittin. Zaten sana Peygamber'in adına yalan uydurmak yakışır!'. İbn-i Asakir 'Tarih-i Kebir'de, Muttaki 'Kenzu'l-Ummal'da şöyle naklediyorlar: Halife Ömer onu kırbaçlayıp dövdü. Resulullah (s.a.a.)'dan hadis nakletmesine engel olarak dedi ki: "Peygamber'den çok hadis naklediyorsun. Ondan taraf yalan söylemeye layıksın (yani senin gibi şahsiyetsiz biri Peygamber'in adına yalan söyler ancak.) Peygamber'den hadis nakletmeyi terk etmelisin. Yoksa seni ya Devs'a gönderirim ya da Buzinelerin?? yanına."

Böyle bir rivayet ne İbn Asâkir'in "Târîhu Dımeşk"inde, ne de Ali el-Muttakî el-Hindî'nin "Kenzü'l-Ummâl"inde vardır! Cümlenin sonunda yer alan "ve ahri bike en tekûne kâziben ala Rasûlillâh" (Rasûlullah adına yalan uydurmaya ne de uygun birisin!) şeklindeki aşağılayıcı ifade, sadece ve sadece iki fanatik Şiî-Mu'tezilî kelamcıdan, Ebû Ca'fer el-İskâfî (ö. 240) ve (ondan naklen) el-Fadl b. Şâzân el-Ezdî (ö. 260)'den gelir.[xii] İbn Şâzân'dan da İbn Ebi'l-Hadîd'in şerhine (4/67) intikal etmiştir. İskâfî'ye karşı "en-Nakdu ale'l-İskâfî fî Takviyeti'l-Cism" (Kum, 1287) adlı bir de reddiyesi olan İbn Şâzân'ın[xiii] konu Ebû Hureyre olunca diğerini "takviye" etmesine şaşmamalı.

Hz. Ömer nasıl olur da hem Ebû Hureyre'nin hadis konusundaki şehâdetini kabul eder, üstelik onu üst üste vali tayin edecek kadar güvenilir bulur da sonra onu hadis rivayetinden dolayı döver ve hatta yalancılığa layık görür?!! Şu iki rivayet bile bu iddianın aksini ortaya koymaya, yukarıdaki senedsiz nakillerin geçersizliğini ve düzmece olduklarını ispat etmeye yeter:

"Hz. Ömer, Hassân b. Sâbit (r.a.) Mescid-i Nebî'de şiir okurken yanına geldi ve (ters) bir bakışla onu süzdü. Bunun üzerine Hassân: 'Ben orada senden daha hayırlı kimse varken de şiir okurdum' dedi ve Ebû Hureyre'ye dönerek: 'Allah hakkı için söyle! Rasûlullah (s.a.v.)'ı; 'Benim adıma cevap ver (yâ Hassân), Allah'ım onu Rûhu'l-Kuds'ünle te'yid eyle!' derken duydun mu duymadın mı?' dedi. Ebû Hureyre: 'Allah şahit, evet (duydum)' dedi.[xiv]

"Hz. Ömer'e, vücûduna dövme yapmış bir kadın getirildi. Ayağa kalkarak: 'Allah için söyleyin, dövme konusunda Nebî (s.a.v.)'den kim bir hadis işitti?' diye sordu. Ebû Hureyre (r.a.) der ki: 'Ayağa kalkarak: Ey mü'minlerin emîri, ben işittim! dedim'. Hz. Ömer; 'Ne işittin?' dedi. O da şöyle cevap verdi: 'Nebî (s.a.v.)'yi: Dövme yapmasınlar, yaptırmasınlar (başkasından yapmasını istemesinler) derken işittim."[xv]

Her iki rivayetin vürûd zamanına dikkat edilirse, Ebû Hureyre'nin şehâdetine başvurulan zamanın, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in vefatından sonra ve Hz. Ömer'in halîfeliği dönemine rastladığı ortaya çıkar.

İbn Sa'd, Tabakât, 3/307.
[ii] Yâkût el-Hamevî, Mu'cemü'l-Büldân, 1/348-349.
[iii] İbn Manzûr, Lisânü'l-Arab, 12/264.
[iv] Şerhu Nehci'l-Belâğa, 16/165.
[v] http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=300623 
[vi] İbn Sa'd, Tabakât, 3/282.
[vii] Bkz. Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ, Mekke 1994, 9/254, no. 18761; Tahâvî, Şerhu Meâni'l-Âsâr, Beyrut 1399, 2/174, no. 3532.
[viii] Müsnedü'bni'l-Ca'd, Beyrut 1990, s. 158, no. 1013.
[ix] Hatîb el-Bağdâdî, Nasîhatü Ehli'l-Hadîs, Ürdün 1988, s. 32.

  • el-Bidâye ve'n-Nihâye, 11/193.

[xi] Vefeyâtü'l-A'yân ve Enbâü'z-Zemân, 1/110, no. 46.
[xii] el-Fadl b. Şâzân, el-Îdâh fi'r-Reddi alâ Sâiri'l-Fırak, thk. Seyyid Celâlüddîn el-Hüseynî, İran trs., s. 60, 495.
[xiii] Aga Bozork et-Tahrânî, ez-Zerîa ilâ Tesânîfi'ş-Şîa, Beyrut 1983, 24/285; Ebu'l-Kâsım el-Hôyî, Mu'cemü Ricâli'l-Hadîs, 14/309-310, no. 9374.
[xiv] Müslim, Sahîh, no. 2485.
[xv] Buhârî, Sahîh, 5/64; Nesâî, Sünen, 8/148, no. 5106.

s. 218, 220, 223, 225, 229, 231, 234.
[ii] İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, (8/113).
[iii] Herevî, el-Emvâl, s. 342, no. 666; Süyûtî, Târîhu'l-Hulefâ, Mısır 1952, s. 124; İbn Sa'd, Tabakât, 3/307.
[iv] İbn Hacer, el-İsâbe, 1/609, no. 1509.
[v] İbn Sa'd, Tabakât, 3/307.
[vi] Yâkût el-Hamevî, Mu'cemü'l-Büldân, 1/348-349.
[vii] İbn Manzûr, Lisânü'l-Arab, 12/264.
[viii] Şerhu Nehci'l-Belâğa, 16/165.
[ix] http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=300623 

  • İbn Sa'd, Tabakât, 3/282.

[xi] Bkz. Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ, Mekke 1994, 9/254, no. 18761; Tahâvî, Şerhu Meâni'l-Âsâr, Beyrut 1399, 2/174, no. 3532.
[xii] Müsnedü'bni'l-Ca'd, Beyrut 1990, s. 158, no. 1013.
[xiii] Hatîb el-Bağdâdî, Nasîhatü Ehli'l-Hadîs, Ürdün 1988, s. 32.
[xiv] el-Bidâye ve'n-Nihâye, 11/193.
[xv] Vefeyâtü'l-A'yân ve Enbâü'z-Zemân, 1/110, no. 46.
[xvi] el-Fadl b. Şâzân, el-Îdâh fi'r-Reddi alâ Sâiri'l-Fırak, thk. Seyyid Celâlüddîn el-Hüseynî, İran trs., s. 60, 495.
[xvii] Aga Bozork et-Tahrânî, ez-Zerîa ilâ Tesânîfi'ş-Şîa, Beyrut 1983, 24/285; Ebu'l-Kâsım el-Hôyî, Mu'cemü Ricâli'l-Hadîs, 14/309-310, no. 9374.
[xviii] Müslim, Sahîh, no. 2485.
[xix] Buhârî, Sahîh, 5/64; Nesâî, Sünen, 8/148, no. 5106.
[xx] Tirmizî, Sünen, no. 3837; Buhârî, et-Târîhu'l-Kebîr, 6/132; Hâkim, Müstedrek, 3/585, no. 6172.
[xxi] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/139; Hâkim, Müstedrek, 3/584, no. 6166.
[xxii] Hâkim, Müstedrek, 3/582, no. 6161; Buhârî, et-Târîhu'l-Kebîr, 6/132.
[xxiii] Abdürrezzâk, Musannef, 3/450, no. 6270; Tirmizî, Sünen, no. 3836; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/2; Hâkim, Müstedrek, 3/584, no. 4453.
[xxiv] Hâkim, Müstedrek, 3/583, no. 6165.
[xxv] Buhârî, Sahîh, 7/130.
[xxvi] İbn Ebî Şeybe, Musannef, 2/45, no. 6285.
[xxvii] Buhârî, et-Târîhu'l-Kebîr, 1/20.
[xxviii] Hâkim, Müstedrek, 3/586, no. 6175.
[xxix] Mizzî, Tehzîbü'l-Kemâl fî Esmâi'r-Ricâl, 35/235; İbn Hacer, Tehzîbü't-Tehzîb, 12/463; Zerkeşî "el-İcâbe"de Ebû Hureyre (r.a.)'nin bu namazı, Hz. Âişe'nin vasiyeti üzerine kıldırdığını söyler.
[xxx] Şerhu Nehci'l-Belâğa, 9/191-192.
[xxxi] Hâkim, Müstedrek, 4/5, no. 6716.
[xxxii] Mâlik, Muvatta, 2/603, no. 1260.
[xxxiii] İbn Hıbbân, Sahîh, 5/23, no. 1732.
[xxxiv] Diğer bazı örnekler için bk. Bünyamin Erul, Sahâbe Döneminde Tekzîb ve Tekzîb'in Mahiyeti, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 39/456-489; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/447,  2/88; Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ, 2/479; İbn Abdilberr, Câmiu Beyâni'l-İlmi ve Fadlih, 2/155.
[xxxv] Buhârî, 5/72-73; İbn Sa'd, Tabakât, 2/110-111.
[xxxvi] Fethu'l-Bârî, 7/533.
[xxxvii] Abdürrezzâk, Musannef, 11/236, no. 20418.
[xxxviii] Şerhu Sahîhi Müslim, 16/57.
[xxxix] Müslim, Sahîh, 2/1946-47.

Rihle Dergisi 8.Sayıdan..

http://www.rihledergisi.com.tr/index.php?option=com_content&view=category&layout=blog&id=88&Itemid=145