Sahabe-i Kiram Hakkında Müslümanların Sahih İtikadı Nasıl Olmalıdır.Osmanlı Ulema ve Hulefasından Ömer Nasuhi Bilmenin Bu Değerli Eserini Okumak İçin Tıklayınız.

Sadece Allah’ın güç yetirebileceği bir şey başkasından istenir mi?

Meknûn tarafından yazıldı.. Yayınlanma Müridanin El Kitabı

Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ile tevessül eden ya da ondan bir şey isteyen kişileri tekfir edenlerin batıl bir iddiaları daha vardır. Onlar derler ki: “Vefat etmiş peygamber ya da salih insanlardan, sadece Allah’ın yapabileceği şeyleri istemek şirktir.”

Bu düşünce, günümüze kadar süregelen kadim bir yanlış anlamanın ürünüdür. Bu insanlardan bir şey istemek, Allah -celle celâluhu-’ın istenilen o şeyi yaratması için, dua ve şefaatlerini vesile etmekten başka bir anlam taşımaz. Nitekim Peygamberimizin, gözleri kör a’rabi ve diğer sahabelerin yardım ve şefaat taleplerini geri çevirmeyerek, kendisini Allah’a vesile kılma çabalarına olumlu karşılık vermesi, Allah’ın izniyle onların isteklerini yerine getirmesi de bunun içindir. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- onlardan hiç birine “Böyle yapmakla sen Allah’a şirk koştun” dememiştir.

Amansız bir hastalığı iyileştirmek, bulut olmayan gökyüzünden yağmur yağdırmak, eşyaları dönüştürrmek, parmaklardan su akıtmak ve insanlara yetmeyecek yemeği yetecek kadar çoğaltmak gibi harikulade ve insan gücünü aşan şeyler kendisinden istendiği zaman Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, onlara: “Siz müşrik oldunuz. İmanınızı tazeleyin! Çünkü benden, sadece Allah’ın yapabileceği şeyleri istediniz” gibi bir şey dememiştir.

Bu iddia sahipleri tevhidi ve tevhid dairesinin dışına çıkaracak şeyleri Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den daha mı iyi bilmektedirler? Peygamberimizden daha çok bilen birilerinin olduğunu, bırakın âlimlik iddiasında olan birisini, cahil bir insan bile dile getiremez.

Kur’an, Süleyman -aleyhisselâm-’ın insanlardan ve cinlerden müteşekkil bir mecliste şöyle dediğini aktarmaktadır.

يَا أَيُّهَا المَلَأُ أَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَن يَأْتُونِي مُسْلِمِينَ

“(Sonra Süleyman, emrindeki başkanlara:) "Ey ileri gelenler! Onlar bana müslüman olarak (teslim olup) gelmeden önce, hanginiz onun tahtını bana getirir?" dedi. (Neml 38).

O, Yemen’deki büyük tahtı Belkıs’ın iman etmesi için harikulade ve insanüstü bir şekilde Şam’da ki makamına getirmelerini istemiştir.

Cinni bir ifrit:

 أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَن تَقُومَ مِن مَّقَامِكَ 

“Makamından kalkmadan onu sana getiririm” (Neml 39) demişti. Ama Süleyman -aleyhisselâm- “bana bundan daha hızlısı lazım” demişti. Bunun üzerine meclisde bulunan sıddıklardan bir zat

أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَن يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ

“Gözün açıp kapayıncaya kadar onu sana getiririm” (Neml 40) deyince Süleyman -aleyhisselâm-: “Benim istediğim de budur” demiş ve o zatı yanına çağırtmıştı. Tahtı getirmesini isteyince o da anında tahtı getirivermişti.

Bu şekilde tahtı getirebilmek normalde sadece Allah’ın güç yetirebileceği ve hiçbir insan ve cinin yapamayacağı bir şeydir. Ama Süleyman -aleyhisselâm- bunu kendi meclisinden istemiş, meclisten salih bir zat: “ben bunu yapabilirim” diye karşılık vermiştir. Şimdi soruyoruz “Allah’ın peygamberi Süleyman -aleyhisselâm- bu istekte bulunduğu ve Allah’ın dostu olan o zat da isteğe karşılık verdiği için hâşâ kâfir mi olmuştur?”

İşin aslına bakarsak, Süleyman -aleyhisselam-’ın ve Salih zatın sözlerideki fiillerin onlara nispet edilmesi mecazidir. Bu tarz ifadeler kullanmak caiz olduğu gibi oldukça yaygındır da.

Anlattıklarımızda anlaşılmayan yerler kalma ihtimaline binaen şunları da ekleyelim; İnsanlar bu zatlardan yardım istedikleri zaman sadece Allah katında şefaatçi olmalarını istemiş olmaktadırlar. Bu da Allah tarafından bu zatlara verilen bir özelliktir. ”Ey Allah’ın peygamberi bana şefaat et” ya da “Şu borcumu eda et” dediği zaman, “Benim şifa bulmam için bana şefaat et, bana borcumu eda etmem için dua et ve benim için Allah’a müracaat et” anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, bu zatlardan bir şey isteyen insanlar,sadece Allah’ın onlara ihsan ettiği ve güç yetirebilecekleri bir şeyi yani şefaat ve dua etmelerini istemektedir.

Bu hususta bizim inandığımız ve amel ettiğimiz ölçü budur. İnsanların konuşurken mecazi akli kullanmalarında hiçbir mahsur yoktur. Zira Allah -celle celâluhu-:

سُبْحَانَ الَّذِي خَلَقَ الْأَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنبِتُ الْأَرْضُ 

“O Allah’ı tesbih ederim ki tüm çiftleri yeryüzünün filizlendirdiği şeyden yaratmıştır…” (Yasin 36) buyurmaktadır.

Bir hadisi şerifte de şöyle buyrulmuştur:

 إن مما ينبت الربيع ما يقتل حبطاً أو يلم

“(…)Baharın filizlendirdiği bazı ürünler çok yenilirse öldürür ya da ağır hasta yapar"

Bu şekilde kullanımlar, Allah ve resulünün hususi ya da genel buyruklarında oldukça fazla geçmektedir.

Böyle mecaz kullanmanın hiçbir mahsuru yoktur. Zira muvahhid birinden böyle bir kelamın sadır olması, kastettiği mananın ne olduğunu anlamak için yeterli bir karinedir. Edebe mugayir bir kulanım da değildir. Mecazi akli ile alakalı gerekli malumatı daha önce incelemiştik.

Kaynak : mefahim - Seyyid Alevi El Maliki.