Sahabe-i Kiram Hakkında Müslümanların Sahih İtikadı Nasıl Olmalıdır.Osmanlı Ulema ve Hulefasından Ömer Nasuhi Bilmenin Bu Değerli Eserini Okumak İçin Tıklayınız.

İbni Teymiye’ye göre tevessül yapılabilmesinin şartları

Meknûn tarafından yazıldı.. Yayınlanma Müridanin El Kitabı

İbni Teymiye, “Kaidetün Celile fi’t-Tevessül ve’l-Vesile” adlı esrinde

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُوا اللّهَ وَابْتَغُوا إِلَيهِ الْوَسِيلَةَ

“Ey iman edenler Allah’tan korkun ve ona vesile arayın” (Maide 35) ayeti kerimesi üzerine konuşurken (s:5) şunları söyler:

“Vesile aramak, ilk önce Allah’a iman ve peygambere ittiba tevessülünü ifa etmiş kimseler için söz konusu olabilir. Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in hayatında ya da vefatından sonra İman ve itaat ile tevessül etmek, gizli açık her yerde ve herkese farzdır. Deliller göstermektedir ki, hiç kimse herhangi bir mazeret ileri sürerek, bu iman ve itaat tevessülünden beri olamaz. Allah’ın rahmetine giden ve azabından koruyacak olan iman ve itaat tevessülünden başka bir çare yoktur. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, tüm mahlûkatın şefaatçisi, gelmiş geçmiş herkesin gıpta etmiş olduğu makamı Mahmud’un sahibi, şefaat yetkisi olanların makamı Allah katında en yüce olanıdır. Allah -celle celâluhu-, Musa -aleyhisselâm- hakkında

وَكَانَ عِندَ اللَّهِ وَجِيها

“O Allah katında mümtazdır” (Ahzab 69)

İsa -aleyhisselâm- hakkında:

وَجِيهاً فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ

“O, dünyada da ve ahırette de mümtazdır” (Ali İmran 45) buyurmuştur. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- tüm peygamberlerden daha üstün bir makama sahiptir. Fakat onunla tevessül etmek, ancak Allah resulünün şefaat edip dua ettiği kimseler için söz konusu olabilir. Yani peygamberimiz her kime dua etmiş ve şefaat etmişse ancak o kimse, onun şefaat ve duasıyla tevessül etme hakkına sahiptir. Ashabı kiramın onun -sallallahu aleyhi ve sellem- şefaat ve duasıyla tevessül etmesi, kıyamet gününde herkesin tevessül etme arzusu bu yüzdendir.”

Merhum şeyh İbni Teymiye, “Fetava’l-Kübra” (14/1) adlı eserinde kendisine sorulan “Peygamberimizle tevessül etmek caiz midir” sorusunun cevabında şöyle demektedir:

“Allah’a hamd olsun! Peygamberimize iman etmek, muhabbet beslemek, itaat etmek, salâtü selam getirmek, onun kendi yaptığı ya da nasıl yapmamız gerektiğini bize emrettiği şeylerle tevessül edilebilir. Bir kimseye kendisi şefaat eder veya dua ederse o kimsenin bu şefaat ve duayla tevessül etmesi bütün Müslümanların ittifakıyla caizdir.”(yani kendisi bizzat dua etmemiş ve şefaat etmemişse ondan istenilen şefaatle tevessül edilmez. Ç.) tevessül etmek bütün Müslümanların ittifakıyla caizdir.”

İbni Teymiye’nin bu sözlerinden iki şey anlaşılmaktadır:

Birincisi; Allah resulünü seven, ona itaat eden, şefaatini kabul eden her Müslüman’a, bu itaat, muhabbet ve şefaatine olan inancıyla tevessül etmesi caizdir.

Allah biliyor ki, bizler de, Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ile tevessül ettiğimiz zaman, ona olan iman ve muhabbetimizle, onun fazilet ve şerefiyle tevessül etmekteyiz. Zaten tevessülden asıl maksat da budur. Tevessül eden Müslümanlardan her hangi birisinin bu manadan başka bir şeyi kastedip onunla tevessül etmesi zaten düşünülemez.

Ama şu var ki, tevessül eden kişi, bazen bu asıl maksadı açıkça telaffuz eder, bazen de, açıkça “ona olan muhabbetimle tevessül ediyorum” demez. Tevessülden asıl maksadın ona olan iman ve muhabbetin olduğunu herkesin bildiğini bilir ve sadece “onunla tevessül ediyorum” der.

İkincisi; İbni Teymiye demektedir ki: “Bir kimseye kendisi şefaat eder veya dua ederse o kimsenin bu şefaat ve duayla tevessül etmesi bütün Müslümanların ittifakıyla caizdir.”

Tevessül için bu şartlar aransada fark bir şey değişmeyecektir. Zira birçok hadisi şerif, Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ümmetine dua ettiğini göstermektedir.

Hz. Ayşe –radıyallahu anhâ-’dan şöyle bir rivayet gelmiştir: “Bir ara Allah Resulü’nü neşeli bir halde gördüm ve ona “ya rasülallah bana dua et” dedim. O da:

اللهم اغفر لعائشة ما تقدم من ذنبها وما تأخر وما أسرت وما أعلنت

“Allah’ım Ayşe’nin geçmiş ve gelecek, gizli ve açık işlediği tüm günahları affeyle” diye dua etmişti. Hz. Ayşe kendi hücresinde iken bu dua üzerine öyle bir gülmeye başlamıştı ki yorgunluktan başı önüne düşene kadar durmamıştı. Rasülüllah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

أيسرك دعائي

“Duam seni sevindirdi mi?” diye sorduğunda. O: “Ben kim oluyorum da senin duanla sevinmeyeyim ya rasülallah” diye karşılık verince, Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur.

“Allah’a yemin olsun ki ben her namazımda ümmetim için dua etmekteyim”[1]

Dolayısıyla bir Müslüman şöyle dua ederse: “Allah’ım senin peygamberin Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-, ümmeti için dua etmiştir. Bende ümmetin bir ferdiyim. Bu dua vesilesiyle senden merhamet ve mağfiretini istiyorum” bütün alimlerin ittifak ettiği sınırlar içinde kalmış olur.

Bu durumda bir müslüman “Allah’ım ben sana peygamberin Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’i vesile ederek yöneliyorum” diyerek tevessül etmeyi murad etse, bu sözlerinde, zaten kalbinde var olan asıl maksadını açıkça söylememiş olması, onu ittifak edilen sınırlar dışına çıkarmaz.

Tabiîdir ki, tevessül eden kişi bu esnada o -sallallahu aleyhi ve sellem-’e olan muhabbeti sebebiyle onu vesile etmekte, o -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ümmetine yaptığı dua, şefaatini bilmekte ve Allah katındaki makamını hesap etmektedir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in, berzah âlemindeyken vefat etmiş olmasına rağmen, yapılan salât ve selamları duyduğunu, kendisine verilen selamı alarak veya selam veren için istiğfar ederek mukabelede bulunduğunu hesaba katarsak, tevessülün anlamı daha iyi anlaşılır kanaatindeyiz. Hadisi şerifte varit olmuştur:

حياتي خير لكم ومماتي خير لكم تحدثون ويحدث لكم ، تعرض أعمالكم عليَّ فإن وجدتُّ خيراً حمدت الله ، وإن

 وجدت شراً استغفرت الله لكم

“Benim hayatım sizin için hayırlıdır; ben sizinle sizde benle konuşursunuz.. Ölümüm de sizin için hayırlıdır; sizin amelleriniz bana sunulur, hayır gördüğüm zaman Allah’a hamd eder şer gördüğüm zaman da sizin için istiğfar ederim.”[2]

Bu rivayetin açıkça gösterdiğine göre, Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- şu anda berzah âleminden ümmeti için istiğfar etmektedir. İstiğfar da bir duadır ve ümmet bu dualardan istifade etmektedir.

Başka bir rivayet:

ما من أحد يسلم عليَّ إلا رد الله عليَّ روحي حتى أرد السلام

“Her kim bana selam verirse Allah ruhumu bedenime iade eder ve muhakkak onun selamı mukabele ederim.”[3]

Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- her Müslüman’ın selamını almakta olduğu, bu hadiste açıkça görülmektedir. Selam güvenlik ve esenlik anlamına gelir ki bu da müminlerin hisseyab olduğu bir duadır.

Şeyh İbni Teymiye kitaplarında, Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in hayatında ya da vefat etmiş, yanımızda ya da gıyabında olması arasında bir fark olduğunu belirtmeksizin onun ile tevessül etmenin caiz olduğunu söyler. Bu görüşlerini de Ahmed bin Hanbel’e ve İz bin Abdüsselam’ın “Fetava’l-Kübra” adlı eserinde söylemiş olduklarına dayandırır.

İbni Teymiye şunları söyler:

“Peygamberimizle tevessül etmenin caiz olduğu Tirmizi’nin rivayet edip sahih kabul ettiği hadisten de anlaşılmaktadır. Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- bir adama şöyle bir dua öğretmiştir:

اللهم إني أسألك وأتوسل إليك بنبيك محمد نبي الرحمة يا محمد إني أتوجه بك إلى ربك فيجلي حاجتي ليقضيها

 فشفعه فيَّ

“Allah’ım! rahmet peygamberi Muhammed’i sana vesile kılıyor ve senden istiyorum. Ya Muhammed, ey Allah’ın resulü, ben ihtiyacımı gidersin diye seni rabbime vesile ediyorum. Allah’ım onu bana şefaatçi kıl.”[4]

Yine İbni Teymiye’den:

Seleften birisinin Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- dışında birisiyle tevessül ettiğini, bazılarının ‘istigase’ demiş olduğu bu tarz tevessül hakkında herhangi bir rivayeti biz bilmiyoruz. Bilakis bu hususta şeyhten –İz bin Abdüsselam’ı kastediyor- gelen bir yasaklama varti olmuştur. Peygamberimizle tevessül etmek hususunda Nesai, Tirmizi ve diğer hadis kitaplarında rivayet edilen hadisler vardır.:“Bir gün bedevinin biri Peygamberimiz’e gelmiş ve körlük musibetinden dolayı kendisine dua etmesini istemişti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona:

“Abdest al ve iki rekât namaz kıl sonra da şöyle dua et “Allah’ım ben sana peygamberin Muhammed vesilesiyle yöneliyor ve onunla senden istiyorum. Ve ey Muhammed gözlerimin görmesi için senden şefaat diliyorum. Allah’ım onu benim hakkımda şefaatçi kıl.” Peygamberimiz bu duayı öğrettikten sonra bedeviye

فإن كانت لك حاجة فمثل ذلك

“Eğer bir daha bir ihtiyacın olursa bunun aynısın yaparsın” demiştir. Allah, o bedeviye daha sonra şifa vermiştir. İşte bu rivayetten dolayı Şeyh, Peygamberimizle olan tevessülü yasağın dışında görmüştür.”[5]

Şeyh aynı eserinin başka bir yerinde de şöyle der:

“(…) İşte bu yüzden Ahmed bin Hanbel, arkadaşı olan Mervezi’nin zühdünü anlatırken: “O, duasında Peygamberimizle tevessül ederdi” demişti. Fakat daha sonra imam Ahmed bu düşüncesinden vaz geçmiş ve şunları söylemiştir: “Bu, Allah’a başka bir şeyle kasem etmek gibidir. Allah’tan başka bir şey ile kasem etmek ise caiz değildir.” İmam Ahmed, bu iki rivayetin ilkinde görüldüğü gibi, bir zamanlar Allah’tan başka şeylerle kasem etmeyi caiz görmekte olduğu için tevessüle cevaz vermiştir.”[6]


[1] Bezzaz’dan rivayet olunmuştur. Senetteki tüm raviler sahih ravilerdir. Sadece ravilerden Ahmed bin Mensur er-Remadi sika ve güvenilir bir ravidir. “Mecmau’z-Zevaid” 243/9

[2] Hafız İsmail el-Kazi “Fadlü’s-Salât ala’n-Nebi” adlı kitabında bunu zikretmiştir. Heytemi de “Mecmau’z-Zevaid” 24/9’da zikrettikten sonra: “Bezzaz bu hadisi rivayet etmiş ve ravilerini sahih görmüştür” diyerek bu hadisi o da ‘sahih’ kabul etmiştir. 

[3] Ebû Davud Ebû Hureyre’den nakletmiş, Nevevi “isnadı sahihtir” demiştir.

[4] İbni Teymiye, “Fetava” 276/3

[5] İbni Teymiye, “Fetava” 105/1

[6] İbni Teymiye, “Fetava” 140/1

Kaynak : Mefahim - Seyyid Muhammed Alevi El Maliki K.s