Sahabe-i Kiram Hakkında Müslümanların Sahih İtikadı Nasıl Olmalıdır.Osmanlı Ulema ve Hulefasından Ömer Nasuhi Bilmenin Bu Değerli Eserini Okumak İçin Tıklayınız.

İbni arabinin cehenem boş kalır sözünün manası

Meknûn tarafından yazıldı.. Yayınlanma Müridanin El Kitabı

Mevlâna Ramazan Efendi[1]Şerhü'l-Akâid"[2] isimli kitabında buyurdular:

-"Bil ki: Cehennem ateşinin ehli, cehennem'den kurtulmaktan ümitlerini kesmediler; ta ki, "ölüm koçu" cennet ile cehennem arasında bir yerde kesildiği zamana kadar (cehennem ateşinde yanıp ölerek de olsa, cehennemden kurtulacaklarını hep ümit ettiler...) Her İkisinin ehline hulûd (daimî ve ebedîlik) ile nida olundular... 

İşte bu vakit, cehennem ehli kurtuluştan ümidini kesti. Ümitsizliğe kapıldı. Azaba alıştılar ve onunla elem hissetmediler; tâ ki, âl, cehennem azabıyla lezzetlenmeleri emredilinceye kadar...-Öyle ki üzerlerine cennet nesîmi dökülse bile onu hoş karşılamaz ve onunla azablanırlar... Bu pisliği hoş görmek ve gül'den azab görmek gibidir. [3] Ramazan Efendinin sözleri burada bitti. [4]

Cehennem Boş Kalır mı?

Bu (sözler) Şeyhü'l-Ekber Miskü'l-Azfer ve Kibrîtü'l-Ahmer (k.s.) el-Ather hazretleri'nin[5]

Cehennem boş olarak kalır![6] Ve muhakkak ki azab, azab'dandır." sözlerinin manâsıdır. Şeyhü'I-Ekber'in sözleri bitti. (3/103) [7]

Bu Söz Seni Aldatmasın

Şeyhü'l-Ekber (k.s.) hazretlerinin (Cehennem boş olduğu halde kalır!") sözlerinin zahiri seni mağrur edip aldatmaksın. Her iki taraftan da (hem zahirî ve hem de bâtını) âlimler;

"Cehennemde muhalled olanlar asla cehennemden çıkamazlar ve cehennem onların cesetlerinden asla hâli (boş) olamaz!" (düsturunun) üzerinde ittifak ettiler. [8]

Hocasının Görüşleri [İSMAL HAKKI BURSEVİNİN]

Bizim hazretimiz, senedimiz, kendisini hususiyetle Allâhü Teâlâ hazretlerinin dinin kemâlâtında âlemlere (kendi çağının insanlarına) faziletli kıldığı zât buyurdular:

Dârü'l-Cemâl'in (cennetin) ehli, oraya yerleştikleri zaman; onların üzerine Cemâl'in eserleri izhâr olunur. Ve onlar daima ve ebediyyen zevklenirler. Cemâlin Celâli onlardan gizlenir; eserleri de... Şu cihetle ki, onu hissetmezler, onu asla görmezler ve katiyetle ebedî olarak ondan elem (ve acı) duymazlar...

Yine böyledir. "Dârü'l-Celâl (cehennem azabının) ehli de oraya yerleştiklerinde asırların (hukubların) geçmesiyle; onların bâtınlarının üzerine Cemâlin Celâlinin eserleri zahir olur. Ve ebediyyen onunla zevklenirler. Celâlin ateşinin eserleri onlardan gizlenir. Şu cihetle ki, onu hissetmezler, onu görmezler ve sürekli (ebediyyen) ondan elem ve acı duymazlar....

Lakin senin bildiğin gibi, bu (hadiseler) ancak günlerin ve asırların geçmesiyle cehennemin onların bâtınları ve zahirlerini yakmaktan kesilmesinden sonradır...

Cehennemliklerden her birini, dünya günlerinden bir günün şirkine karşılık cehennem, onları âhiretin günleriyle tam elli bin sene yakar.[9]

Zahiri olan ise, onların üzerinde ahkâb (asırların ve zamanların) geçmesi hep onların ebediyen cehennem azabında devam eden hallerinin devamıdır...

Bu hal onların ezelde üzerinde oldukları halleridir.

Bu iki hallerinin arasında rahmanı bazı ibtilâlar (imtihanlar) vardır. Ibtilâ ise hadis olup geçicidir.

Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:

Her nefis ölümü tadacak ve sizi bir imtihan olarak şer ve hayr ile mübtela kılacağız; hepiniz de nihayet bize irca olunacaksınız!" [10]

Allâhü Teâlâ hazretleri, bizleri ve sizleri "dârü'l-bevâr" (yani cehennem'den) korusun! Âmin! Allah kendisinden râzî olsun şeyh'in (İsmail Hakiki Bursevî k.s. hazretlerinin hocasının) sözleri bitti....[11]

[1] Ramazan bin Muhammed el-Hanefi (r.h.) hazretleridir.

[2] Şerhü'l-Akâid, Ramazan Efendinin, Ömer Nesefî (r.h.) hazretlerinin Matûridî mezhebinin akâdini yazdığı ve asırlarca medreselerde ders kitabı olarak okutuiup ezberletilen (ve bizim de ezberlediğimiz) "Akâid-i Nesefî" üzerine, Taftâzânî (r.h.) hazretlerinin yazmış olduğu "Şerhü'l-Akâid" isimli kitabına yazmış olduğu bir haşiyedir.... 

Taftâzânî (r.h.) hazretlerinin yazmış oldukları "Şerhü'l-Akâid" yazıldığı günden itibaren medreselerde ders kitabı olarak okutula gelmiştir. 

Günümüzde de hâlâ ders kitabı olarak okutulmaktadır. (Bizim de ders kitabımızdı...) İşte Ramazan Efendi, Ömer Taftâzânî (r.h.) hazretlerinin "Şerhü'l-Akâid"ine çok değerli, sağlam ve kıymetli bilgileri ihtiva eden bir 319 sahifelik haşiye yazdı... 

İlim literatüründe "Şerhü Ramazan Efendi Alâ Şerh-i Akâid" diye meşhur olan bu değerli akâid kitabı, gerçekten okunacak bir kitaptır. Ehl-i sünnet ve'l-cemaatin akaidini beyan eden sağlam eserlerden biridir...

[3] Şerh-i Ramazan Efendi, s. 2S5, Şirket-i Sahâfiyye-i Osmaniye- Dersaadet-1320.

[4] İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri, Fatih Yayınları:8/133-134.

[5] Musannif hazretlerinin kendisiyle bu kadar övgüyle söz ettiği kişi, gerçekten övgüye layık olan Mühyidd-i Arabî hazretleridir.

[6] Burada zikredilen, Cehennem boş olduğu halde kalır." Sözünün çok ince bir manâsı vardır. 

Bu incelik ehl-i sünnet ve'1-cemaate göre iyi anlaşılmadığı zaman, bir çok kişiyi küfre götürür... 

Önce bu sözden, cehennemin içindekilerin hepsinin yok olacağı, bütün kâfirlerin bağışlanacağı veya cehennem ve içinde bulunanların yok olacağı manâsı çıkarılmamalıdır. Çünkü cennet ve cehennem sona ermez ve onların içindekiler de yok olmazlar. (Şerh-i Akâid Ramazan Efendi, s. 236).

Cennet ve cehennem ve içinde bulunanların yok olacağını iddia eden, sapık mezheplerden Cehîmiyye mezhebidir. (Şerh-i Akâid Ramazan Efendi, s. 236). Musannif hazretlerinin kendisinden nakillerde bulunduğu Şeyhü'l-Ekber Muhyiddin-i Arabî (k.s.) hazretleri, gerçekten ehl-i sünnet âlim ve evliyâlarındandır. Bunların böyle bozuk bir düşüncede olmaları asla düşünülemez.. 

Bu söz çok doğrudur. Ama izâh'a muhtaçtır. "Cehennem boş olduğu halde kalır." Sözünü iyi kavramak için önce cehennemin tabakalarını ve her bir tabakaya kimlerin gireceğine bakmak lazım. Bilindiği üzere cehennem yedi tabakadır. Ve şunlardır:

1.Cehennem: {insan ve cinlerin âhirette kendisinde azab göreceği ilâhî azabın tecelli ettiği yerin) en yüksek tabakasıdır. Buna "Tabaka-i ulyâ-i nâr"yani ateşin en üst tabakasıdır.

Cehenneme, tevhîd ehlinin isyankâr ve günahkârları girecektir.

2. Lezâ: Hıristyanlann gireceği yerdir.

3. Hutame: Buraya Yahudiler girecektir.

4. Saîyr: Sabiîlerin (yıldızlara tapanların) gireceği yerdir.

5. Sakar: Mecûsîlerin gireceği yerdir.

6. Cahîym: Müşriklerin gireceği yerdir.

7. Hâviye: Münafık ve mürtedlerin (İslâm dininden çıkanların) gireceği yerdir. 

Görüldüğü gibi, isyankâr ve günahkâr "cehennenY'e gireceklerdir. Hıristiyan, Yahudî, Mecûsî, Sabiîn, müşrik ve Münafıklar da ilâhî azabın diğer 

tabakalarına gireceklerdir. 

Diğer tabakaların her birinin husûsî isimleri vardır. Bu isimlerin her birinin 

Kur'ân-ı Kerimde geçtiği yerler vardır.

Azabın bütün tabakalarının hepsine birden müşterek olarak "Cehennem" de denilmektedir. 

Bütün bu açıklamalardan sonra; Muhyiddîn-i Arâbî hazretlerinin keşif yoluyla söyledikleri;

"Cehennem boş olduğu halde kalır." Sözün iyi açıklanması ve ehl-i sünnet 

ve'1-cemaate uygunluğunu; son devir Osmanlı ders-i âmlarından, mürşid-i kâmil, müceddid, hâdimü'l-Kur'ân ve mühyüs-sünne Şeyh Ebû'l-Faruk Süleyman Hilmî Silistrevî (k.s.) hazretlerinin ilim ile tasavvufu birleştiren şu açıklaması gerçekten konuyu çok güzel bir şekilde ifâde edip özetlemektedir: -

"Evliyâ'nın büyüklerinden bazı kâşifler (keşfi açık olanlar) milyonlarca sene geçtikten sonra cehennemin boşaldığını görmüşlerdir. O keşif sahibi evliyâ'nın boşaldığını gördüğü yer, âsî ve günahkâr tevhid ehlinin yeri olan DEREKE-t ULYÂ'YI NÂR'dir.


Yani cehennemin en üst tabakasidır. Yoksa küfür ehlinin gireceği diğer altı dereke değildir. Çünkü Celâl-i İlâhîde nihayet olmadığı gibi, onun yemişi neticesi olan azâb-ı ilâhîde de nihayet yoktur..."

Ödemişli Merhum Ziya Sunguroğlunun Notları, s. 28, (Osmanlıca, yayınevi ve tarihi belirsiz...)Mütercim.

[7] İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri, Fatih Yayınları:8/134-135.

[8] İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri, Fatih Yayınları:8/136.

[9] Bir Hukub seksen senedir. Bir sene üç yüz altmış gündür. 

Bu kıyametin günlerinden her biri dünyanın zamamyla bin senedir..." Kurtubî Tefsiri: c. 19. s. 155,

[10] El-Enbiyâ: 21/35,