Sahabe-i Kiram Hakkında Müslümanların Sahih İtikadı Nasıl Olmalıdır.Osmanlı Ulema ve Hulefasından Ömer Nasuhi Bilmenin Bu Değerli Eserini Okumak İçin Tıklayınız.

Ölülerden yardım istemek, Sadece senden yardım dileriz âyetiyle çelişir mi?

Yayınlanma Manşet

* İddia kısmı günümüz bidat ehlinden abdulaziz bayındıra aittir.cevap kısmı ise hüseyin avni hocaefendiye aittir.

Mürîd: Bunun nesine karşı çıkıyorsun. Kabir ehlinden yardım istemek demek onlardan ibret almak demektir.

İddiâ: Öyleyse neden kabir ehlinden ibret alın, denmiyor da onlardan yardım isteyin deniyor. Hadîs diye uydurulmuş sözün Arapça’sında “Festeînu” إستعينوا istiânede bulunun, yani yardım isteyin ifadesi geçer. Halbuki fatiha sûresinde “yalnız senden istaianede bulunuruz” anlamında “İyyâke nestaîn” إياك نستعين âyeti vardır. Bu âyet, yardımı bir tek yerden yani yalnız Allahtan dilememiz gerektiğini ifade eder. O zaman yukarıdaki bu sözle bu âyet çelişmiyor mu?

Tekfir Meselesi - Ebubekir Sifil

Yayınlanma Manşet

Sahn-ı Seman - Ebubekir Sifil Hocaefendi

İslam tarihinde ümmetin yaşadığı en sarsıcı kırılma, hiç şüphesiz bid’at ehli olan havaricin (Haricîlerin) sahabeden bazı zatları tekfir etmeleridir. Sadece tarihsel bir vak’a olarak kalmayan bu davranış biçimi, aynı zamanda tarihsel bir sürekliliğe de sahip olarak günümüze kadar varlığını sürdürdü. Samimiyetin yetmediği, ilmî birikim ve usûlî yeterlilik olmadığında yapılan her amelin, söylenen her hüküm sözcüğünün Nazm-ı Celîl’in ayet-i kerimelerini düşüncelerine şahit kılmaktan başka bir şey ifade etmeyeceği gün gibi ortadadır.

Mutlak Mübahlık Sizi De Batırır !

Yayınlanma Manşet

Serdar Demirel - DarulHikme

Kız erkek talebelerin aynı evde nikahsız yaşamaları üzerine patlak veren tartışmaları ibretle izliyoruz. Medyada kanaat önderliği yapan nice kalemin topluma ne kadar yabancı düştüğünü, kimisinin ne kadar şizofren tavırlar sergilediğini görmek ülkenin geleceği adına insanı endişelendiriyor.

Bütün olanlar bu çevrelerde her şeyi mubah görme ve göstermenin vardığı yeri gösteriyor. Postmodernitenin “Everything goes” (Her şey mubahtır/geçerlidir) limanına çoktan demir atmış bunlar.

Boynuzunu Geçen Gayretkeş Kulaklar İçin Tevessül Meselesi

Yayınlanma Manşet

Tevessül, İnanç Mes’elesi midir, Amel Mes’elesi midir?

---------------------------------------------

Muhammed İbnü Abdi’l-Vehhâb şöyle diyor:

Bazı âlimler sâlihlerle tevessüle rûhsat vermiştir. Bazıları bunu Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e has kabûl etmiştir. Âlimlerin çoğu (!) da bunu yasaklayıp mekrûh görmüştür. Bu mes’ele fıkhın mes’elelerindendir. Her ne kadar doğru olan cumhurun (İslâm âlimlerinin çoğunluğunun) mekrûhdur şeklindeki görüşü olsa da, bunu yapana karşı çıkmıyoruz.

İçtihad mes’elelerinde inkâr olmaz. İnkârımız, Allah celle celâluhû’ya duâ ettiğinden daha büyük bir duâ ile bir mahlûka seslenen ve ondan isteyen, kabre yönelen, Şeyh Abdul Kadir’in veya başkasının kabri yanında yalvaran, duâsında sıkıntıları gidermek, düşmelere imdat etmek ve istekleri vermeyi taleb edendir.

Bununla, ibâdeti sırf Allah celle celâlühû’ya yapan, Allah celle celâlühû’yla beraber hiçbir kimseye ibâdet etmeyen fakat duâsında Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ile Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in hakkına, hürmetine veya Peygamberler aleyhi-müsselâm ile veya sâlih kullarınla senden istiyorum... diyenin hiçbir alâkası yoktur.

(Muhammed İbnü Abdi'l-Vehhab’ın fetvâlarından) [35]

Yani, tevessül, İbnü Abdi’l-Vehhâb’a göre harâm değil, mekrûhdur; nerde kaldı bid’at ve şirk olsun. Bizce, O’nun mekrûhtur..
şeklindeki sözünün de hiçbir ehemmiyeti ve kıymeti yoktur. Bu nakli, O’nu İmâm edinen ve boynuz kulağı geçer hesabı O’nu koyup geçen, çok gerilerde bırakan gayretkeşler için yaptık.

Ayrıca, tevessül Cumhûra göre mekrûhtur sözü de kesin bir aldatmacadır. Aksine, tevessül İcmâ' ile câiz, hattâ Sünnet olan amelî bir mes'eledir, inanç mes'elesi değildir.

Ancak, bu İcmâ'ı birkaç zavallı çiğnemeye kalkışmıştır ki, onların İcmâ’a muhâlefetleri ise icmâ’a zarar vermez.

Kaynak :Vesile Ve Tevessül - 4

[35] Mecmûatü’l-Muellefât üçüncü kısım sh: 68. İmâm Muhammed İbnü’s-Suûd Üniversitesi neşriyâtı)], Seyyid Muhammed Alevî Mâlikî, Mefâhîm: 140-141